•     29 Kasım 2020

Yorum – Kadri Gürsel (28): Babacan’la ne değişir?

Kadri Gürsel, DEVA Partisi‘nin ve Ali Babacan‘ın ne anlam ifade ettiğinden, neyi değiştirebileceğinden bahsetti. Gürsel’e göre, kurumların anlamını yitirdiği bir Türkiye’nin demokratikleşmesi için Ali Babacan önemli bir görev üstlenebilir. Babacan’a yeterince “özeleştiri” yapmadığı konusunda yöneltilen eleştirilerin genellikle ulusalcılar tarafından geldiğini belirten Gürsel, Babacan’ın muhafazakârların oyunu almak istediğini ve muhafazakâr tabana hitap edecek şekilde özeleştirisini zaten verdiğini söyledi.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Betül Başak: Medyascope’tan herkese merhaba. Bugün Yorum: Kadri Gürsel ile tekrar birlikteyiz. Hoş geldiniz Kadri Gürsel. 
Gürsel: Hoş bulduk Betül Başak 

Başak: Bugün Ali Babacan’dan ve DEVA Partisi’nden konuşacağız. Biliyorsunuz bir kaç hafta önce çok konuşulan bir video yayınlandı. Ali Babacan bu videoda partisinden, kendisinden, kendi hayatından, siyasi hayatından bahsetti. Bu videodan benim anladığım, hatta başka yorumlarda da okuduğum şöyle bir şey var: Babacan bu videoda, kendisini, bir kaç kere dibe vurmuş Türkiye’nin kurtarıcısı olarak resmediyor; Türkiye’yi bu durumdan kurtaracak insan olarak kendini gösteriyor. Siz ne diyorsunuz bu konuda? 
Gürsel:
 Teşekkür ederim. Videoyu yayınlandığında izledim. Daha sonra da bu yayına hazırlanırken bir kez daha izledim; daha dikkatli alıcı bir gözle baktım. Orada dikkat çekici husus: bu videonun, bu sabah itibarıyla iki milyondan fazla izlenmiş olmasıydı. Bu gerçekten önemli, yüksek bir sayı. Video 17 Mayıs’ta konuldu YouTube’a. Aradan geçen süreç, aşağı yukarı iki hafta. İki hafta içinde, iki milyondan fazla insan izlemiş. Demek ki burada ciddi büyük bir ilgi var, bu, onu gösteriyor. İkincisi, yirmi binden fazla yorum var videonun altında. -Tabii yorumların en altına kadar inmedim haliyle, ilk bin kadarına baktım. Bu yorumların ezici çoğunluğu olumlu, hatta çok olumlu. Ama bu video hakkında da konuşmak lâzım tabii. Bu bir belgesel değil. Çünkü kurgusal ve belgesel, yahut da aktüel özellikler, birbiriyle harmanlanmış, iç içe geçmiş. 140journos hazırlamış bu videoyu. Onlar yapmış ama DEVA Partisi oluşumu ve Ali Babacan da bu videonun yapımına doğrudan katılmış, rol almışlar, Bazı toplantılar var meselâ, kurgu olduğu çok açık bunların. Çünkü orada gençleri dinliyor: Gençlerin, Türkiye’nin sorunları hakkında söz alıp, Ali Babacan’a konuştukları an var; bakıyorsunuz, her şey dört dörtlük: gerçekten de bir merkez partisinin eğileceği sorunlar listesi çıkıyor ortaya. İki kamera çalışılmış; aktüel kameralar. Farklı açıdan, konuşan kişiyi çekmişler. Her ne kadar 140 journos tarafından yapılmış bir propaganda videosu olsa da bu, DEVA Partisi’nin istediği şekilde çekildiği çok açık. Ama 140journos bilgi birikimini, inovatif kapasitesini koymuş içine, bu da çok açık gözüküyor. Bence, dünya çapında bir iş yapmışlar; gayet güzel, standartları çok yüksek bir iş. Uzun zamandır bu kadar başarılı bir propaganda videosu seyretmemiştim. 
Burada da dikkat çekici hususlar var: Mesela, gençlerin sorunlardan bahsederken söyledikleri ilginç. Belki eksik olabilir ama ben şöyle bir liste yaptım: Kültürel bozulma, ahlâk, ahlâkî çürüme ya da yozlaşma, kayırmacılık/ nepotizm, liyâkatsizlik, kadın cinayetleri, bireysel ve sosyal özgürlük kaybı, ekonomik kriz, adalet açığı, eğitimin durumu/eğitimin niteliksizleşmesi, medya bağımsızlığının ortadan kaldırılması ve hatta çok ilginç, bugünkü gençliğin dert ettiği bir sorun olarak ortaya çıkacağını zannetmiyorum; bir genç, tam bu ifadeyle ‘’Batı ittifakından kopuş var’’ diyor. Çok ilginç. Orada da Babacan’ın, bunları not aldıktan sonra bu partiyi nereye yerleştirmek istediği çıkıyor zaten. Bir de meselâ, ilginç bölümü, Anıtkabir’e gidip çelenk koymasına, uzun uzun yer verilmiş. Bu arada Çankaya Köşkü’ne gönderme yapıyor Ali Babacan: Demokrasinin köklü olduğu ülkelerde, bu tür binaların da eski olduğunu anlatıyor; orada Saray’a gönderme yapıyor aslında. Yani “Buna ihtiyaç yoktu” demeye getiriyor, bu ilginç. Bir notum daha var, çok uzatmayacağım bu bölümü ama izlemeyenler varsa bu videoyu mutlaka  izlesinler. Muhtemelen de Türkiye’de merakla ve ilgiyle izlendi ki bu 2 milyon rakamı onu gösteriyor. İki yerde, Erdoğan’a açıkça meydan okuma var. Bir tanesi, esnafla dertleştiği bir bölüm var; orası da çok ilginç. İki kamerayla çalışıldığı zaten orada görülüyor; belgesel tadında bir propaganda videosu çekilmek istendiği için öyle çalışılmış. O bölümde esnaftan  bir soru geliyor: “Üstünüze gelirler, sizi yıldırmaya, sıkıştırmaya başlarlar.”  Ona cevaben: “Başkaları korksun, bizim korkacak şeyimiz yok. Başkalarının korkacak çok şeyi var” diyor. Bunları iki kere tekrarlıyor. Burada, korkacak çok şeyi olanlar iktidardakiler. Yani terk ettiği iktidarı kastediyor. Bir ara, Erdoğan’ın AK Parti’nin kuruluşunda çekilmiş bir videosu var. Orada da Erdoğan’ın şu sözü, Erdoğan’ın görüntüleri ile geliyor: “Yeni kurulan partide asla bir lider diktatöryası oluşmayacaktır.” 20 sene sonra, lider diktatöryasının âlâsının oluştuğunu görüyoruz. 
İlginç bir şey, meselâ, özellikle DEVA Partisi’nin AK Parti geçmişi sanki biraz saklanmak istenmiş. Videoda gözüm Sadullah Ergin’i aradı mesela; bu hareketin en başından beri çok aktif rol almış, Ali Babacan’ın neredeyse sağ kolu gibi. Ama onu göremedim, belki çok kısa geçmiştir. Birçok kez, her yerde Nihat Ergün’ü görüyorum. Aslında, Babacan dışında, Nihat Ergün’den başka, AK Parti’de üst düzey görev almış, bakanlık yapmış, başka da bir isim göremiyoruz. 
Burada bir parantez açayım: Bu video, bence, çok önemli iddialar içeren bir video. Aynı zamanda Babacan’ın liderlik iddiasını içeriyor ve bu mesajı net olarak veriyor. Babacan, liderlik yönü güçlü olmayan bir kişi olarak algılanır, aktarılır, resmedilirdi. Ben bu videoda onun tam tersini gördüm. Hatta duyumlarıma göre, Babacan’ın, Cumhurbaşkanı Gül ile bağını, en azından kuruluş aşamasında kesmesi yahut Gül’e yakın olan isimlerin kuruluşta yer almaması, kimilerine göre, ileride Gül’ün bir çatı aday olarak ortaya çıkacağı dolayısıyla DEVA Partisi’nin adayı olarak algılanmak istemediği şeklinde yorumlanıyor. Aynı zamanda, bu liderlik iddiasıyla da örtüşüyor bence. Ben, burada Babacan’ın gerçekten kendi liderliğini ilan ettiğini, görüyorum, düşünüyorum. Videonun bütün ruhuna, içeriğine, verilen mesajlara, her şeye sinmiş bu. Bunun içeriği hakkında yeterince süre harcadım, bir şeyden daha bahsedeceğim, ondan sonra başka bir konuya atlayacağım. Babacan videoda şöyle diyor: “Türkiye, daha önce iki kere dibe vurdu.70’li yıllardan geldi 80’e; dibe vurdu ve darbe oldu. Sonra Özal’la tekrar yükselişe geçti. İkinci olay, 28 Şubat1997 ve ardından gelen ekonomik kriz. Türkiye, o krizde de dibe vurdu. Ondan sonra AKP ile tekrar yükselişe geçti.” Ki zaten AKP’nin sahip çıktığı dönemi, ‘’Türkiye tekrar yükselişe geçti’’ dediği dönem O dönemin nostaljisi var videoda. O dönem, Türkiye’nin parladığı, yükseldiği, standartların her alana geçtiği bir dönem olarak resmediliyor; övgüyle bahsediliyor o dönemden. İşlerin 2012’den itibaren kötüleşmeye başladığı, 2015’te bu kötüye gidişin çok bariz bir hale geldiğinden bahsediyor. 
Tabii, ben Babacan gibi düşünmüyorum. Videoda “şimdi de dibe vurduk” diyor. Yani, bu anlatıya göre, Türkiye, 20 yılda bir, dibe vuruyor: 1980, 2001 ve 2020: Yirmi yılda bir dibe vuruyoruz. İlkinde, 12 Eylül darbesi, sonra post-modern darbe falan… Bugün demokratik yoldan bir çıkış arıyoruz ve bunu da bulacağımıza giderek daha fazla inanıyorum; zaten başka bir çıkış olmadığını da, yaşayarak gördük yakın tarihimizde. Orta yaşlı insanlar, orta yaşın üstünde olan insanlar bunu tecrübe ettiler, yaşadılar, gördüler. 
Evet, ‘’Türkiye’nin dibe vurduğu’’ görüşüne katılmıyorum ben, çünkü Türkiye’nin dibi yok. Türkiye’nin dibi varsa, bu nedir? Bir ülkenin serbest düşüşü, çözülmesi, geriye gitmesine karşı dip etkisi nedir? Bir sert zemin vardır. Demek ki direncin oluştuğu noktadır bu. Şu anda Türkiye’de direnci oluşturan bir nokta, yok aslında. Çünkü bu direnci, bir, kurumlar oluşturur; iki, toplum oluşturur. Kurumlar, tahrip edilmiştir; Türkiye, kurumsuzlaştırılmıştır. İki, toplumda birden çok fay hattı nedeniyle, bu fay hattı eksenindeki kutuplaştırmalar nedeniyle, -bunu hep öteden beri söylerim-, birbirine güvenmeyen, birbirini hasım olarak algılayan, birbirinden tehdit algılayan topluluklar toplamına dönüşmüş; bir toplum olma vasfını yitirmiştir bugün Türkiye. Yeniden toplum olabilir miyiz? Çünkü mesela ‘’ulus’’tan bahsediyorsak, bugün ‘’ulus’’ fikrinin -mefkûresinin diyeyim-, kapsadığı nüfus kesimi, o kadar fazla değil. Bir, ümmet var, bir de kendini ulustan saymayan kesim var: Kürtler var, Türkler de var. Bu bakımdan ayrışmalar çok. O yüzden ‘’Türkiye’nin dibi yok’’ dediğim üçüncü olay: Tam teşekküllü kriz halindeki Türkiye’nin, o serbest düşüşü yaşamaya devam edeceğini, yakın dönemde başka da bir çıkışını göremediğimi söylemeliyim. O zaman, demek ki Türkiye’de siyaset sınıfının ve toplumun bir görevi var: Bir dip etkisi yaratmak: Türkiye’nin düşüşünü frenlemek; Türkiye’nin kötüleşmesini, daha da kötüye gitmesine karşı bir direnç oluşturmak. İşte orada Babacan çok büyük bir rol oynayabilir. Türkiye’deki bu ayrışma, çözülme nedeniyle laikler, dindarlar, muhafazakârlar, Aleviler, Kürtler, kentliler, kırsal kesim insanları gibi toplulukların merkezkaç etkisiyle birbirinden uzaklaşması. Babacan, toplumun bu farklı kesimleri arasında yeni siyasi ve manevi köprüler kurarak; bir siyasi proje etrafında, toplumun farklı kesimlerini yeniden bir araya getirme misyonunu üstlenerek, hatta bu misyonun öncülüğünü yapma iddiasıyla gelerek, önemli bir rol üstlenebilir. 
‘’Babacan neyi değiştirir?’’ diye sorduğunuzda, ki bu yayının başlığı da o. Babacan’ın şu anki, yakın etkisi, ileride bir ittifak yahut da başka bir şekilde seçime girmek ve seçimde sonuç almanın öncesinde, şimdi, bir etkisi bu olabilir. Bu etkiyi güçlendirecek siyaset ve onun siyasası sonucunda Babacan öyle yapabilir. Şunu söylemeye çalışıyorum: Türkiye’de, Babacan, -sadece Babacan da değil, bu fonksiyonu görebilecek siyasi partiler içinde, Gelecek Partisi de var, ama konumuz Gelecek Partisi değil. İYİ Parti de var bunun içinde, Saadet Partisi de var. Ama en kapsayıcı olanı Babacan. En azından lafızda, ki videoda da bunu söylüyor: “Türkiye’de bütün kesimlere hitap edeceğiz, hiç bir kesimi dışlamayacağız” Videonun hedefi de zaten, bence kentli genç nesiller, kentli genç ve orta yaş kuşağı, kentli profesyoneller. Aslında merkez. Babacan, Türkiye’nin, Erdoğan’ın üzerinden siyaset yaptığı kutuplaşmanın zeminini zayıflatıyor ve daha da zayıflatabilir.  Bunu vurgulamak lazım. 
İkincisi, devletin sahipliği ve Türkiye’de bir kesimin ve aynı zamanda kendini artık ikinci sınıf, ‘’dışlanmış vatandaş’’ olarak görmesi şeklinde bir ayrım var. Kendini devletin yeni sahibi olmakla anlamlandıran bir ‘’sözde sosyal sınıf’’ devletin imkânlarından, -Çetin Altan’ın tabiriyle- devletten geçinen bir zümre ortaya çıktı. Bu bir siyasi sosyal sınıf davranışı gösteriyor ama bu sahte bir davranış. Dolayısıyla (Babacan) ‘’muhafazakârlar iktidar, devletin yeni sahibi onlar’’ algısını, bu imgeyi ciddi anlamda zayıflatıyor. Çünkü bakıyorsunuz AKP’nin en ‘’parlak’’ yıllarında, o parlaklığı ekonomik alanda yaratmış olan insan, kendini öyle takdim eden insan, artık AKP’li değil, muhalif ve ‘’Bütün duygusal bağları koparttım’’ diyor.
Üçüncüsü ve bence en önemlisi, Babacan, Türkiye’deki demokratik dönüşüm ihtimalini güçlendiriyor. Tabii Gelecek Partisi ve diğerlerinin varlığı da. Ama dediğim gibi önce Babacan’ı koyuyorum. Şu açıdan güçlendiriyor: Dindarların, muhafazakârların, İslâmî kesimin, İslamcıların, 20 yıllık bir iktidar döneminin ardından büyük hatalar yapıldığı için, ‘’acaba rövanşist bir tepkiyle karşılaşabilir miyiz?’’ kaygısı var. AKP, rövanşizm sonucunda iktidardan gittiği zaman ‘’Acaba bu dönemdeki kazanımlarımızı kaybeder miyiz?’’ kaygısı. Bence, Babacan da, Davutoğlu da, bu kazanımların -meşrû kazanımları kastediyorum, yanlış anlaşılmasın-  bu meşrû kazanımların elden gitmeyeceğinin, muhafazakâr, dindar kesimlere bir güvencesi aslında. Bu, aynı zamanda, AKP ve Erdoğan iktidarından sonra, bu kesimlerin bir travma yaşamalarının önüne geçecek bir faktör, meşrû bir alternatif. Neticede, Erdoğan ve AKP, Türkiye’nin dibini oyduğundan, Türkiye’nin bir dibe ihtiyacı bulunduğundan, Babacan’ın, bu dibi yeniden oluşturmakla, örmekle işe koyulabileceğinden bahsediyoruz. Bu sırada Babacan ve DEVA Partisi’ne itirazlar geliyor. Bu itirazlar da, çoğunlukla ulusalcı kesimden geliyor: Bugün Türkiye’nin yaşadığı muazzam sorunların içinde Babacan’ın sorumluluk payı olduğunu, -evet, tabii ki sorumluluk payı vardır- takiyye yaptığını söyleyenler var. Hatta ‘’siyaset yapmasın, gitsin evinde otursun’’ diyenler de var. İslâmcı ve AKP kökenlilere siyaset yapmamayı önerecek kadar aşırıcı reaksiyonlar da var. Bu tepkilerin bazı haklılık gerekçeleri var ama siyaseten geçerli değil. Mesela, ‘’özeleştiri yapsın’ deniyor. Niye özeleştiri yapsın? Zaten bu videoyu seyrettiğinizde özeleştiri yaptığını görüyorsunuz.

Başak: O özeleştirinin yeterli olmadığını, AK Parti’yi eleştirerek yaptığı özeleştiriyi tatmin edici bulmuyorlar.
Gürsel:
 Şimdi burada siyasî bir analiz yapmak zorundayız. DEVA Parti’si, bu ulusalcı kesimlerden mi oy isteyecek? Belki isteyecektir. Ben, CHP’den, CHP’nin eski merkez sağ tabanından çok rahat oy alabileceği kanaatindeyim; İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehir merkezlerinden alacaktır. Ama Babacan’ın oy derinliği, esas, AKP tabanıdır. Bunu böyle kabul etmek lâzım. Kürtlerden de oy alacaktır. Herkesten oy alır. Aynı İmamoğlu gibi: İmamoğlu bunu, sol merkezli yapıyor, Babacan da merkez sağ tandanslı yapacak, durum öyle gözüküyor. Sonuç olarak, ‘’özeleştiri versin’’ demenin bir karşılığı yok. Zaten, özeleştirisini, vermesini gereken kesimlere vermiş bulunuyor. Yani, AKP tabanına zaten özeleştirisini vermiş bulunuyor. Bu videoyu bu kesimler, bu insanlar bir daha izlesinler; orada, Babacan’ın açık mesajlarını göreceklerdir.
Babacan’a itiraz edenler, Babacan’ı takiyyecilikle suçlayanların siyasette ikna edicilikleri olsa ve AKP’ye oy veren insanlar da ‘’Bugün bizim yaşadığımız ekonomik krizde, Babacan’ın büyük payı var. O zaman biz DEVA Partisi’ne oy vermeyelim. Biz yine reise oy vermeye devam edelim’’ dese… Çünkü CHP’ye oy vermeyecekler, reise oy verecekler-. O zaman reis gene iktidarda kalır, Türkiye’nin baş çelişkisi çözülmez. Bu kesimlerin istedikleri bu mu? Doğrusu, bu kesimlerin içinde bir kesim var ki, istediklerinin bu olduğunu düşünüyorum. ‘’Aydınlıkçılar’’ın istediği bu. Ama diğerlerinin dürtüsel davrandığını düşünüyorum. Bir alerji var. Çünkü gerçekten, bu iktidar insanlara her manâda: maddi, manevî, ekonomik, duygusal, çok büyük acılar çektirdi, hâlâ da çektiriyor ve daha da çektirecek. Ciddi bir zulüm söz konusu. Ve bu zulümde payı olan herkesi dışlama, herkesi cezalandırma eğilimi var. Bu psikolojik bir problemdir. Siyasetin bunu aşması lâzım. Siyaset bunu aşacak. CHP kendi tabanında bunu hayata geçirecek, aşacak, başkaları da başka yerde.
Ben Babacan’ın yerinde olsam, AKP tabanının, Babacan’ın oy derinliği olan tabanın, ulusalcı kesimden gelen Babacan’a yönelik bu eleştirilerden haberdar olmasını sağlardım ki bu eleştiriler sayesinde, bazı laik çevreler tarafından Babacan’ın benimsenmediği, tasvip edilmediği anlaşılsın ve böylece tam ters etki yapsın. AKP tabanının, Babacan’a bakışını olumlu etkileyecektir bu. Babacan şöyle suçlanıyor: ben bunu geçenlerde katıldığım bir toplantıda duydum: ‘’CHP sizin yüzünüzden iktidar olacak’’ deniyor. Eğer CHP’nin içinden, Babacan’ın reddedilmesi, tecrit edilmesi yönünde gelen telkinler, AKP seçmenine ulaşırsa, bu, olumlu yönde etkileyecektir diye düşünüyorum. 

Başak: O zaman, toparlamak gerekirse, Babacan’a yönelik iki eleştiriyi karşılaştırdık. Biri, ‘’özeleştiri versin, AK Parti’yi eleştirsin,’’ diğeri de, ‘’Zaten DEVA Partisi, AK Parti’nin ılımlı ve yeni bir versiyonu’’ eleştirileri geliyordu. Siz DEVA Partisi’nin daha yeni bir oluşum olduğunu, çoğulculuk ve demokrasi adına faydalı olabileceğini söylüyorsunuz.
Gürsel:
 Öyle. Ama bu arada iyi ki hatırlattın: DEVA Partisi, AK Parti’nin devamı değil. Yepyeni bir parti olduğu anlaşılıyor. Ama AK Parti’nin mirasını da bütünüyle reddetmiyor. Fakat AK Parti’nin devamı asla değil. Bu, yeni bir oluşum. Bunu görmek lâzım. Bunu görmezsek, gerçeği teslim etmemiş oluruz. Ama tabii bu gerekçelerden dolayı ‘’AK Parti’nin devamıdır’’ diyenler de var; yaptığı özeleştiriden tatmin olmuyorlar. Ama bunu diyenler zaten Babacan’a oy vermeyecekler.

Başak: Çok teşekkürler.
Gürsel:
 Ben teşekkür ederim.

Başak: Bugün Yorum: Kadri Gürsel’de DEVA Partisi ve Ali Babacan’ın, yeni siyasette alabileceği rolü konuştuk. Bizi izlemeye devam edin. Haftaya görüşmek üzere