Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?

15.Tem.2019 diken.com.tr

30 Mayıs’ta Türk ve dünya kamuoyuna bando mızıkayla ilan edilen ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’, acil müdahale gerektiren bir vicdan ve hukuk meselesine çözüm vaadini de içeriyordu. Bu belgeyle iktidar, yargı silahını gazeteciliğe ve gazetecilere karşı kullanmaktan vazgeçme hususunda kendisini önemli bir taahhüt altına sokmaktaydı. Şöyle denilmişti:

“İfade özgürlüğünü etkileyen mevzuat üzerinde öngörülen değişiklikler, haber verme sınırları içerisinde yer alan, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına ilişkin düzenlemelerin etkin biçimde uygulanmasına yönelik olacaktır.”

Özetle söylenmek istenen, gazetecilik faaliyeti ve düşünce beyanının, terörizm ve casuslukla ilişkilendirilerek cezalandırılmasının artık önüne geçileceğiydi. Müteakip iki paragrafta da yine mealen, ifade özgürlüğünün bu bağlamda sınırlandırılması için kullanılan yasa maddelerinden yargılanıp, istinaf mahkemeleri tarafından onanarak kesinleşmiş hükümlere çarptırılanlara, Yargıtay’da temyiz yolunun açılacağı belirtiliyordu.

Ardından 13 Haziran tarihli Hürriyet’te Sedat Ergin’in ‘Yargı reformundan hapisteki Cumhuriyetçilere iyi haber var’ başlıklı bir yazısı yayımlandı.

Hapisteki Cumhuriyetçiler, yani Musa Kart, Güray Öz, Önder Çelik, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör, Emre İper. Cumhuriyet davasındaki mahkumiyetleri istinaf mahkemesinde onanan 14 sanık arasında, haklarındaki hükümler 5 yılın altında olduğu için 2016-17’deki dokuz aylık tutukluluklarının ardından 25 Nisan’da yeniden hapse girdiler ve halen Kandıra Cezaevi’nde tutuluyorlar.

Nasıl? Tuhaf, değil mi? Haklarındaki hüküm beş yılın altında olduğu için hapse geri dönmek… Beş yılın üzerinde hüküm alsalardı hem şimdi hapiste olmayacaklardı hem de Yargıtay’da temyiz yolu diğer altı sanık gibi onlara da açık olacaktı.

Sedat Ergin yazısında, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, ‘Yargı reformu Strateji Belgesi’nin açıklanmasından bir gün sonra Habertürk TV kanalında Didem Arslan’a bu hukuk garabeti hakkında söylediklerini aktarıyordu:

“Diyelim ki, aynı dosyada sanık(lardan) bir kısım istinafta, bir kısım Yargıtay’a gidiyor. Diyelim ki, Yargıtay’da inceleme yapıldı, Yargıtay dosyayı bozdu, yani ‘Suç yok’ dedi… Bu arada istinafta (cezaları) kesinleşen kişiler cezaevine girdiler. İki yıl sürdü Yargıtay. (İki yıl) cezaevinde yattılar. Yargıtay dedi ki, ya burada bir suç yok. O zaman istinafta kesinleşenlerin günahı ne? Onlar içeride yatınca ne oluyor?”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün sorusunun cevabı açık. Onlar içeride yatınca hukuksuzluk oluyor, adaletsizlik oluyor. Şu an, siz bu yazıyı okuduğunuz sırada olan bu.

Didem Arslan da o gün sormuş:

“Kamu vicdanı bu rahatsızlığı nasıl giderecek?”

Bakan şu cevabı vermiş:

“İstinaf ve aynı dosyada Yargıtay’a giden sanıklar bakımından, dosya Yargıtay’a gittiyse bekletici mesele olsun, Yargıtay sonucunu beklesin. Yargıtay bunu onaylarsa o zaman infaz olsun diye düzenleme ihtiyacı olduğunu vurguladık.”

Sedat Ergin de devamında Bakan’ın TBMM’ye sunulacak yargı reformu paketinde bu düzenlemenin yer alacağını belirttiğini ve “Adalet onu gerektirir” dediğini aktarmış.

Bütün bunları hatırlatma ihtiyacı duyuyorum çünkü Meclis 18 Temmuz’da tatile girecek ve adaletin gereği hala yapılmadı.

Yargı reformundan hapisteki Cumhuriyetçilere iyi haber hala gelmedi.

Halbuki yargı reformu paketini üç mini pakete böleceklerdi; Meclis tatile girmeden önce Adalet Komisyonu’dan geçip Genel Kurul’a gelmesi beklenen ilk mini pakette Cumhuriyetçileri hapisten çıkaracak olan ‘Yargıtay yolunun açılması‘ da vardı. Paket geçseydi infaz durdurulacaktı çünkü.

Bu arada, çözümün bir maddelik bir düzenlemeye baktığını kaydedelim.

Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 11 Temmuz’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen, ekonomi alanında düzenlemelerle ilgili torba yasa teklifinin Meclis’in tatile girmesinden önce Genel Kurul’a geleceğini hatırlatarak, bu ‘torba‘nın bile bir fırsat sunabileceğini söyledi:

“Meclis gündemine hep parasal düzenlemeler alınıyor; bir tane de insani düzenleme gelmez mi? Borçların ötelenmesi, zordaki firma ve bankaların rahatlatılması… -tabii ki onların da ihtiyacı olabilir, iş dünyasının rahatlatılması ekonomiyi de rahatlatır- ama paketin içine bir tane de insani düzenleme konulamaz mı?”

Çakırözer haksız mı?

‘400 milyarlık kurtarma paketi‘nin içine, bedeli parayla ölçülemeyecek bir ‘insani kurtarma maddesi‘ konulamaz mı?

AKP iktidarında, Meclis denetimini etkisizleştirmek için kullanılmış torba yasa tekniğinden, bir kez olsun insan hakları ve adaletin tecellisi için istifade edilemez mi?

Geçmişte alakasız maddelerin dikkatten kaçırılmak için aynı torba yasa teklifinin içine konularak Meclis’ten geçirildiğini gördük.

Kaldı ki hapisteki Cumhuriyetçiler meselesi ile ekonomik kriz alakalı konular. Torba yasa teklifi ekonomik krizle ilişkili; ekonomik krizin nedeni de hukuksuzluk, adaletsizlik, kötü ve keyfi yönetim. Cumhuriyet’e karşı operasyon ve dava süreci de başlı başına bir hukuk ihlali, medya özgürlüğünü yok etmek için yargının bir silah olarak kullanılmasının büyük örneği.

Siyaseti hukuktan üstün tutunca ezilen hukuk, siyaseti muktedirin ikbal ve menfaatine indirgeyince bir silaha dönüşen yargı…

Hepsinin sonucu da Türkiye’yi içine soktukları çıkmaz sokak.

Şimdi deniyor ki Cumhur İttifakı’nın ortakları ‘yargı paketi‘nin içeriğinde anlaşamamış.

O ‘içerik’ aslında kimin içeride kalıp kimin çıkacağıyla ilgili. Çünkü ölçüleri hukuk değil, siyaset; siyaset dediğin de muktedirin dar menfaati.

Ve diğer taraftan deniyor ki, ‘paket’ muktedirin kafasına tam olarak yatmamış.

Olabilir. Hukuku ezen ve siyaseti sadece güçle tarif edilmiş dar bir çıkar anlayışının zaviyesinden okuyan zihin yapısı, hukukun gereğini yapmayı da ‘taviz’ olarak görür. Bu kafa yapısı, gerçek durum ve onun gerektirdiği rasyonel karşılık ne olursa olsun, güçsüz görünmekten nefret eder.

İstense, hazır olduğunu bildiğimiz ‘mini yargı paketi’ Meclis tatile girmeden önce, önümüzdeki birkaç gün içinde Adalet Komisyonu’ndan ve Genel Kurul’dan geçerdi.

Ama hukuku siyaseten katlettiğinizde, isteseniz de diriltmeniz kolay olmuyor. İşte siz de görüyorsunuz.



21.08.2019 Kayyımla güç göstermek, güçsüzlüktür
10.08.2019 How 2016 coup attempt led Turkey to buy Russian air defenses

Son makaleler (10)
21.08.2019 Kayyımla güç göstermek, güçsüzlüktür
15.08.2019 Fırat’ın doğusu: Kim ne aldı, ne verdi, kim kimi yendi?
10.08.2019 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’ye S-400 aldırdı
04.08.2019 İktidar, Suriyelilerle baş başa, karşı karşıya
01.08.2019 Rusya birinci, Yunanistan ikinci, İsrail üçüncü
26.07.2019 Krizin temelinde derin güvensizlik var: Amerikan tehdidi, Rusya’dan S-400 aldırdı
22.07.2019 Sputnik Türkiye’nin geçici ‘yol arkadaşlığı’
16.07.2019 Babacan’ın hedefi Türkiye’yi dünyayla barıştırmak
15.07.2019 Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
11.07.2019 SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi

Paylaştıklarım
24.09.2018 “Gezi kuşağı” Türkiye’yi neden terk ediyor? Kadri Gürsel ile “beyin göçü” üzerine söyleşi
24.04.2018 SAVUNMA
20.10.2017 Kadri Gürsel ile söyleşi: Türkiye’nin gidişatı
11.09.2017 Bylock’çular aradı diye değil muhalif olduğum için tutukluyum
03.09.2017 Kadri Gürsel: Türkiye adaletsiz yaşayamaz
20.08.2017 Kadri Gürsel'den mesaj var: Ülke bekası tehlikede
27.07.2017 İçerideki babaya mektup... Özgür olmanı dört gözle bekliyorum
25.07.2017 Kadri Gürsel tarihe geçerken - Emre Kongar
24.07.2017 Kadri Gürsel'in savunması: FETÖ'nün adı henüz 'cemaat'ken AKP'yi uyardım
24.07.2017 Kadri Gürsel'in ifadesinin tam metni