•     02 Aralık 2021

Üç soruda siyasetin çözülen düğümleri

İktidarın 2019’daki yerel seçim hezimetinden sonra ve özellikle de 2020’nin başından bu yana Türkiye’deki siyasi tartışma üç soru etrafında yapılıyordu:
Birincisi, “Cumhur İttifakı ve Erdoğan’ın oylarındaki düşüş sürer mi, sürerse bu oylar hangi seviyeye kadar düşer?
İkincisi, “Ufukta erken seçim var mı, varsa ne zaman?
Üçüncüsü, “Millet İttifakı cumhurbaşkanı seçiminin ilk turuna ortak adayla mı girer, girerse bu aday kim olur?” 
Bunlar gerekli, yerinde ve fakat cevapsız sorulardı.
Tartışma tam bu nedenle spekülasyona müsaitti. Böyle olduğu için de keyif veriyordu, cezbediciydi, izleyicisi boldu.
Bu üç sorunun geçerli cevaplarını bulup bulmadıklarına bakmanın zamanı gelmiş bulunuyor.
İktidarın oylarındaki erimeyle ilgili soru tabii ki birinci sırada; çünkü artık istikrar kazanmış olan bu trend Türk siyasetinin ana dinamiği. 
Malumdur: İktidar kaybetmemişse muhalefet kazanamaz. 
Siyasetin bu yalın gerçeği muhalefeti elbette ki edilgen bir konuma oturtmuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP’den uzaklaşma eğilimine girmiş yeterli sayıda seçmen varsa, bunlar ülkeyi iyi yöneteceğinden emin oldukları bir siyasi alternatifi karşılarında görmeden iktidarı oylarıyla indirmeye karar vermeyebilirler.
Bu seçmenlerin bahse konu kesin karara varmadan önce iktidar partisinden ayrılarak taşındıkları “bekleme odası”ndaki hallerine, anketçiler “kararsızlar” diyor.
Bakınız, Türk siyasetinde “Olmaz” denilen şeyler oluyor, Erdoğan ve partisinin “Yüzde 30’un altına düşmez” denilen oyları, “kararsızlar dağıtılmadan önce” yüzde 20 bandında görünüyor artık. Bekleme odasındaki “kararsızlar” anketçiler tarafından eski partilerine orantılı biçimde geri gönderildiklerinde bile iktidar yüzde 30 bandına yükselebiliyor.
İktidar oylarındaki erime, bir süredir kemik seçmen kaybı olarak yaşanıyor.
Dolayısıyla, eşik aşılmıştır.  
Erimenin kök nedeni, 2018’den beri Türkiye’nin en önemli sorunları olarak yaşanan geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, yoksulluk ve işsizliktir. Türkiye, modern tarihinde ilk kez yıllardır ucu açık bir ekonomik kriz durumuyla baş başa. Bu durum karşısında iktidar, güven veren ve kapsamlı bir çözüm paketi ortaya koyamadı, koyamıyor. 
Çözümsüzlük sürdükçe, iktidar seçmenleri içinde çözümü iktidar değişikliğinde arayanlar artacaktır. 
Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin de bu arayışın oy eritici etkisinden vareste tutulmadığı görülüyor. Günün sonunda MHP’nin bir kısım seçmeni, ekonomik kriz durumunun sürgit devamında liderlerinin ahlaki ve siyasi sorumluluğunu teşhis ederek partilerinden uzaklaşmasaydı, MHP bütün anketlerde yüzde 10’luk barajın altında kalır mıydı?      
Cumhur İttifakı’nın oyları böyle erirken seçim barajı bugün yüzde 7’ye düşürülse bile, bunun, 2023’ün haziranında yani zamanında yapılacak bir seçimde MHP’yi yüzde 7’lik barajın altında kalmaktan kurtaracağını kim, neye dayanarak iddia edebilir?
Yazının başındaki birinci soruya, “Hayat pahalılığı, işsizlik ve yoksulluk artmaya devam ettiği müddetçe Cumhur İttifakı ve Erdoğan’ın oylarındaki erime durmaz” cevabını rahatlıkla verebildiğimize göre, buna bağlı olarak, “Erken seçim olur mu?” şeklindeki ikinci sorunun cevabı da şunun gibi bir şeydir:
Oylarındaki düşüş trendinin sürmesi halinde iktidar, zamanında yapılacak meşru bir seçimi kazanamayacaktır. Ancak yenilgisini kabul etmiş bir iktidar 2023 haziranına kadar bekler; dozu ayarlı bir hile ve desise ile de olsa kazanma umuduna sahip bir iktidar, erken seçimi dener.” 
Ayrıca, oyun kurma ve uygulama yeteneği dramatik biçimde azalmış, yönetici aklı zayıflamış, psikolojik üstünlüğünü yitirmiş, gündemlere egemen olamayan, devasa bir balina ölüsünü andıran medyasıyla ne yapacağını bilemeyen, iç kavgalar yaşayan ve dünyada yalnızlaşmış bu iktidar üzerinde olumsuz tesirde bulunması muhtemel o kadar çok değişken vardır ki, bunlardan hangisinin ne zaman bir sürpriz etkisiyle erken seçim kararı alınmasına neden olabileceğini kestirmek imkansızdır.  
Ezcümle, 2022’de bir erken seçim ihtimali bu şartlarda yabana atılamaz. Bu seçime iktidar mecbur kaldığı için de gidilebilir, tercih ettiği için de... 
Madem bir erken seçim muhtemeldir, o halde Millet İttifakı ortak aday çıkarır mı ve bu aday kim olur? Bu da üçümüz sorumuzdu.
Cevabı, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 24 Eylül’de yaptığı “Cumhurbaşkanlığına aday değilim, başbakanlığa adayım” şeklindeki açıklamasıyla verilir gibi oldu. 
Bu ustaca bir hamleydi.
Akşener, ilk cumhurbaşkanı seçiminde adaylığını koymayacağını, dolayısıyla Millet İttifakı’nın seçime ortak adayla gireceğini ve bu adayın da doğallıkla CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olacağını işaret ederek siyasetin üçüncü sorusunu cevaplandırmış ama bununla yetinmemişti. 
HalkTV’de Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın konuğu olarak konuşan Akşener aşağıdaki sözleriyle Cumhur İttifakı’nın tabanına bir mesaj göndermişti:  
Seçtiğimiz cumhurbaşkanı parlamenter sisteme geçişin taşlarını döşeyecek. Biz Erdoğan’ın yerine ikinci bir Erdoğan seçmeyeceğiz. Kazanmamız ve parlamenter sisteme geçmemiz gerekiyor”      
Meali şuydu:
Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçilirse, iktidardakinin adı farklı olsa da uygulamada Erdoğan’ınkine benzer, baskıcı, dışlayıcı, jenerik bir otoriterlik iş başına gelmeyecek. Anayasanın cumhurbaşkanına verdiği olağanüstü güç bu kez başka kesimlerin hayatını cehenneme çevirmek için kullanılmayacak.
Kılıçdaroğlu parlamenter sisteme geçişin cumhurbaşkanı olacağına ve bu sürecin bir an önce tamamlanmasına öncelik verileceğine göre, AKP seçmeni muhafazakarların iktidar değişikliği ihtimalinden duydukları bir endişe varsa bu yersizdir.

Dahası, ilk seçimde Cumhur İttifakı kaybederse, Meral Akşener geniş sağ tabanın doğal lideri haline gelecek. İlk parlamento seçiminden de Akşener’in liderliğinde, merkez sağ ağırlıklı bir iktidarın çıkma ihtimali bulunduğundan İYİ Parti lideri aslında, “Kılıçdaroğlu’na verilen oylar orta vadede bana verilmiş sayılır” demiş oluyor.
Bu ihtimalin gerçekleşmesi ise Millet İttifakı’nın ilk seçimde Meclis’te parlamenter rejim anayasasını referanduma götürmek için yeter sandalye sayısı olan 360’ı bulmasına bağlı.
Ekonomi ve siyasetin halihazırdaki gidişatı değişmez, Cumhur İttifakı’nın oy kaybı devam eder ve seçim Haziran 2023’te yapılırsa bu sonuç neden mümkün olmasın? 
2022’de bir erken seçim beklemek işte bu bakımdan da yersiz değil.