•     14 Ağustos 2020

Kanun varsa, Osman Kavala bu salı serbest bırakılmalı

Yargıya hükmedenler kendi çıkardıkları kanunlara saygılı iseler, 18 Şubat’ta beraat ettiği gün yeniden içeri attırdıkları Osman Kavala’yı 25 Şubat salı günü serbest bırakmakla yükümlüler. Kamuoyunda ‘birinci yargı paketi’ olarak da tanınan yasanın hiçbir yoruma yer bırakmayan hükmü açısından işte bu kadar net.
24 Ekim 2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 18’nci maddesi, Kavala için de uygulanmak zorundadır.
İlgili maddede, ‘soruşturma evresinde tutukluluk süresinin en çok bir yıl altı ay olabileceği, bu sürenin gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabileceği’ yazıyor. Açıklaması şu: Şüpheli, aleyhinde dava açılmadan iki yıldan fazla cezaevinde tutulamaz.
Şimdi yasanın bu amir hükmünü Osman Kavala’nın durumu açısından inceleyelim.
Osman Kavala 18 Ekim 2017 tarihinde gözaltına alındı ve 1 Kasım 2017’de TCK’nın 309 ve 312’nci maddelerinde tarif edilen suçları işlediği iddiasıyla tutuklandı.
312’nci madde ‘cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs’ suçunu cezalandırıyordu… Kavala 312’nci maddeden ‘Gezi Davası’nda yargılandı ve bilindiği gibi beraat etti.
Kavala hakkında, ‘cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçunu cezalandıran TCK 309’ncu madde çerçevesinde açılmış olan soruşturma ise sürmekteydi. Bu soruşturma, ’15 Temmuz 2016 darbe girişimini organize ve koordine etmekle’ suçlanan Henri Barkey ile yoğun biçimde görüştüğü iddiasından hareketle Kavala’nın ayrıca ‘darbecilik’ yapıp yapmadığıyla ilgiliydi.
Gezi Davası bir taraftan devam ederken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 Ekim 2019’da 2017/96115 numaralı TCK 309’a aykırılık soruşturmasında Kavala’nın tahliyesine resen karar verdi. Ancak Kavala Gezi Davası’nda tutuklu yargılandığı için serbest bırakılmadı. Şimdi ise durum tersine dönmüş bulunuyor: Kavala Gezi Davası’ndan beraat etti; serbest bırakılması gerekirken aynı gün 11 Ekim’de tahliye edildiği soruşturmadan yeniden tutuklandı.
Yoksa Kavala’nın 15 Temmuz darbesinin örgütleyicilerinden biri olduğuna dair yeni bir delil mi bulunmuştu? Böyle bir durum söz konusuysa, bu delil Kavala’nın tam da beraat ettiği gün mü ortaya çıkarılmıştı? Kavala’nın avukatı İlkan Koyuncu’ya sordum: “Kavala’nın 11 Ekim’de resen tahliye edildiği dosya ile 18 Şubat’ta tutuklandığı dosya arasında bir fark var mıdır?”
“Hayır” dedi, “Dosya bire bir aynı. 2017/96115 olan soruşturma numarası aynı, suç da aynı, atfedilen eylem de aynı”…
Devam ettim: “Belki yeni bir delil icat edilmiştir, Kavala gözaltındayken sorulmuş mu bunlar kendisine?” Avukat İlkan Koyuncu’nun cevaben paylaştığı bilgiler Türkiye’de yargı ve hukukun düşürüldüğü içler acısı durumu yansıtıyordu:
“Emniyet gözaltında sorgu yapmadı, sorgu yapmayacaksa neden gözaltına aldı? Emniyet soru sormayacaksa, ifade almayacaksa gözaltına almaz, doğrudan savcılığa götürür. Yapmadı, tuttu, ne yapacağını kimse bilemedi ilk başta. Önlem amaçlı bir gözaltı kararı var ama sorulacak soru bile yok, çünkü bunlar Kavala’ya ilk gözaltında (18 Ekim 2017) sorulmuş, cevapları alınmış, soruşturmaya konu yapılmış, şimdi yeniden soru hazırlamak da sonuçta nitelik isteyen bir şey. Soruları da yok, sorabilecek bir şeyleri de yok. Kavala’nın Emniyet’te bir gün gözaltında tutulması da ayrı bir ihlal çünkü işlem yapılmıyor. Sonra savcılıkta da savcı ifade almıyor, doğrudan tutuklamaya sevk ediyor. Bu aslında daha önceki soruşturma ve tutukluğun bir devamı olduğunun kendilerince kabulü, çünkü zaten ifadesi var, almaya gerek yok diyor.”
Avukat İlkan Koyuncu bu durum karşısındaki hayretini, “Ben hayatımda ilk defa Emniyet ve savcı ifadesi olmaksızın tutuklama gördüm” diyerek ifade ediyor.
Sözün özü, Kavala hakkında yeni olan tek şey; kendisinin yeni bir hak ve hukuk ihlaline maruz bırakılması. Yoksa aleyhindeki suçlama ve bunun sözde delilleri 2017’de gözaltına alınıp tutuklandığında neyse, aynı.
İktidar medyası da elde yeni bir malzeme olmadığı için naftalinli palavralara yeni icat edilmiş süsü vermek durumunda kaldı. 20 Şubat 2020’de bir iktidar gazetesinde Kavala’nın tekrar tutuklanmasını meşrulaştırmak maksadıyla yayımlanan ‘haber’, “Osman Kavala ile CIA ajanı Henri Jak Barkey’in 93 saatlik görüşme trafiği dosyada!” başlığıyla verilmişti. Saf ve unutkan okur, bu ‘görüşme trafiği’nin dosyaya yeni girdiğini sanabilirdi.
Lakin aynı sözde içerik aynı gazetede ilk kez 2 yıl 3 ay önce, 15 Kasım 2017’de yayımlanmıştı. Her iki ‘haber’de de Kavala’nın, kendisinin, eşinin ve şirket çalışanlarının telefonlarını kullanarak Henri Barkey ile toplamda 93 saat 34 dakika 1 saniye görüştüğü ileri sürülüyordu. Ben de zamanında konuyu araştırmış ve Cumhuriyet gazetesinde 21 Kasım 2017’de yayımlanan “Osman Kavala neden hapiste?” başlıklı köşe yazımda, gerçekte Kavala ve Barkey’nin görüşmediklerini, hadisenin 93 saatlik bir ‘baz istasyonu çakışması’ndan ibaret olduğu gerçeğini paylaşmıştım.
Kavala’nın kurucusu olduğu Anadolu Kültür Vakfı, Taksim Elmadağ’daki oteller bölgesine yakındı ve Kavala, eşi, akrabaları ve çalışanları, Barkey ile aynı baz istasyonunu kullanmışlardı. Durumun tek izahı, Barkey’nin Elmadağ’daki otellerde konaklamış olabileceğiydi. Bir baz istasyonu çakışması, Kavala ve Barkey arasındaki ‘yoğun irtibat’ iddiasının delili olarak kullanılmak isteniyordu.
Bu kadar ayrıntıyı aktarmamın nedeni, Kavala’nın yeniden tutuklanmasını gerektirecek yeni bir unsurun olmadığını kaydetmek…
Avukat Koyuncu’ya göre Kavala’nın 18 Şubat’ta gözaltına alınarak yeniden Silivri’ye konulmasının ‘yeni bir tutuklama’ olduğunu ileri sürmenin imkanı yok. Dolayısıyla yukarıda bahsettiğim, iki yıllık ‘dava açmadan hapiste tutma süresi’ işliyor.
Kavala’nın serbest bırakılmayıp gözaltına alındığı 18 Şubat 2020’de ise sürenin dolmasına bir hafta vardı. Bu durum, Kavala’nın önümüzdeki salı (25 Şubat 2020) serbest bırakılmasının yasanın amir hükmü olduğu anlamına geliyor.
Çünkü Kavala 18 Ekim 2017’de gözaltına alınmış ve 11 Ekim 2019’da hakkında TCK 309’dan resen tahliye kararı verilmişti; bu iki tarih arasında geçen süre, bahse konu iki yıllık limitten bir hafta eksikti.
Bu yazının yayımlandığı tarih 23 Şubat 2020; demek ki Osman Kavala’nın serbest bırakılması için yargının veya yargıya talimat verelerin sadece iki günü var.
Savcı, herhangi bir yerden talimat beklemeden yasanın bağlayıcı hükmünü uygular ve Kavala’nın tahliyesinin gereğini yerine getirirse, buna artık engel olunmamalı ki Türkiye’de yasaların sadece muktedirin işine geldiği zaman uygulanmasıyla ortaya çıkan fiili duruma karşı hukuk bari bir kez üstün gelsin.
Bu tabii bir temenni, farkındayım.
Bu iki günlük süre içinde Kavala’yı tahliye etmemek için kullanabilecekleri hukuki yollar olup olmadığını Avukat İlkan Koyuncu’ya sordum, şu cevabı verdi:
“Bu süreyi aşmak için savcının yapabileceği tek bir şey var. Pazartesi günü iddianame düzenleyecek Osman Kavala hakkında; iddianame düzenlemesi de yetmiyor, bunu mahkemeye sunacak, ağır ceza mahkemesine, ağır ceza mahkemesi de hemen kabul edecek. Çünkü soruşturma mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle biter. Dolayısıyla bir buçuk gün hadi iki gün içerisinde, Pazartesi ve Salı, savcılık iddianame düzenlemeli, ağır ceza mahkemesi de bu iddianameyi kabul edip kovuşturma aşamasına geçmeli ki bu iki senelik süre artık Osman Kavala için konuşulamaz hale gelsin.”
Bu mümkün müydü?
“Türkiye’de kesinlikle mümkün, Türkiye’de her şey mümkün. Bu yine tabii ki çok art niyetli bir şey olur ama hukuken bir temeli var en azından. İddianame düzenlemeyip tahliye etmezse temeli de yok, kanunen suç işliyor o zaman o ilgili makamlar” diye cevap verdi Koyuncu. Savunma, kanunun emredici hükmü olduğu için hiç gerek olmamasına rağmen Kavala’nın en geç salı günü tahliye edilmesi için başvuru yapacak.
Koyuncu’nun görüşmemizde sarf ettiği son cümle aslında bu yazının özetiydi: “Burada hukuk devletinde tartışılmaması ve konuşulmaması gereken şeylerden bahsediyoruz”.