•     21 Şubat 2020

İktidarın ‘Kanal İstanbul’ restini görmek

Diyorlar ki, “Suni gündem yaratma peşinde”, “Türkiye’yi Kanal İstanbul ile kutuplaştırmak istiyor”… “Kanal İstanbul’u yapamaz, para yok”… Neticede, “İktidar kurusıkı atıyor” demeye getiriyorlar. Depreşen ‘Kanal İstanbul’ inadı bir blöf mü? Hayır. Kendimizi aldatmayalım.
“Zaten yapamaz” diyenler gözlerini açsınlar: Türkiye, halkıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla bu felaket projesine karşı vazgeçilmez itiraz hakkını kullanmazsa, bu iktidar, “Yapamaz” dedikleri şeyi yapmaya başlar.
Projenin sahibi, 26 Aralık’ta bakın ne dedi: “Kimi, ‘Bunu hangi parayla yapacaksın’ diyor. Halbuki proje yap-işlet-devret ile olacaksa bizim cebimizden para çıkmayacak. Milli bütçeden bunu yapar mıyız? Eyvallah yaparız. Kaynakları bellidir.”
Demek ki neymiş? ‘Kamu Özel Sektör Ortaklığı’ adını koydukları bütçe hortumlama numarasıyla yapabilirlermiş. Realiteyle alakası olmayan, şişirme bir gemi geçiş garantisi verip geçmeyen gemilerin parasını halkın cebinden yandaş işletmeci-müteahhidin cebine hortumlamak… Geçiş garantili köprülerde ve hasta garantili şehir hastanelerinde yaptıkları gibi. Bu olmazsa, yani finansman bulamazlarsa, projenin sahibi, masrafın doğrudan ‘milli bütçe’den karşılanacağını söylüyor.
“Bizim cebimizden para çıkmayacak” derken haklı. Çünkü bu para bizim cebimizden çıkacak. Ve “Eyvallah yaparız” diyor; yapar da… Yapacağı nedir? Bir kanal mıdır, yoksa kanal açmak vesilesiyle çok başka işler midir? İşte bunu konuşmak lazım.
‘Kanal İstanbul’ açılsa da adındaki ‘kanal’ nitelemesini hak etmeyecektir; İstanbul’un Avrupa yakası bir adaya dönüşecek ama şehrin batısını bölen su, bir yol olarak faydasız ve dolayısıyla işlevsiz kalacaktır.
Boğazların talebi fazlasıyla karşıladığı, hatta İstanbul Boğazı’nı kullanan gemi sayısında yıllara göre değil artış, tam tersine azalmanın kaydedildiği vakidir. Hal böyle iken 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre geçmesi serbest ve bedava olan Boğaz’ın hemen yanına ücretli bir kanal inşa etmek, amaç gerçekten de bu ikinci su yolundan gemi geçmesini sağlamak ise, aptallık ya da deliliktir.
Çünkü ‘Kanal İstanbul’, İstanbul Boğazı karşısında herhangi bir avantaj sunmuyor. Tam tersine, kanalı Marmara’dan Karadeniz’e intikal için kullanacak gemiler açısından geçiş süresi, karşı yönden gelen şiddetli akıntı nedeniyle uzayacaktır. Deniz yolu şirketleri enayi midirler ki, hemen yanında İstanbul Boğazı adlı bedava, serbest ve geniş bir su yolu varken bu ücretli geçişi tercih etsinler?
Bu projenin sahipleri, denizcilik şirketlerine ‘Kanal İstanbul’u kullansınlar diye üstüne para ödemezlerse buradan geçecek gemi sayısı pekala ‘sıfır’ olabilir. Kanal İstanbul’dan yılda sadece bir gemi geçerse o da baskı, hatır veya yandaşlık sayesinde geçer. Hakikaten, neden yapacaksınız bu kanalı, ne için yapacaksınız?
Nafile, cevap veremiyorlar. Anında cenin pozisyonu alıp, “Kanal İstanbul’u yapacağız, Kanal İstanbul’u yapacağız, Kanal İstanbul’u yapacağız” diye, ‘tespih duası’ eder gibi tekrara başlıyorlar. Akıl, mantık ve vicdan dairesinde geçerli tek bir argümanları yoktur.
‘Güvenlik’ deseniz, o da boştur. Her iki yakası imara açılmış 150 metre enindeki daracık bir su yolundan geçecek petrol tankerleri, Kanal İstanbul adlı semti, İstanbul Boğazı’ndan daha tehlikeli bir yer haline getireceklerdir. Mesele kanal değil. Kanal, bu bahsin en anlamsız tarafı. Ve faydasız.
Bakın, “Cebinizden para çıkmayacak” dedikleri halde, geçiş garantisi verdikleri için geçmeyen araçların ücretini vergilerimizden tahsil ettikleri, borcu dolara endeksli o asma köprülerin bile halka bir faydası var, bu kanalın yok.
Osmangazi Köprüsü, misal, İzmit Körfezi geçişini karayolundan kısaltıyor. ‘Kanal İstanbul’un ise tek faydası, iktidara yakın küçük bir zümreye… Türkiye’nin bu kanala ihtiyacı yok, sadece iktidarın ihtiyacı var. Çünkü kanalın geçeceği güzergahta yıllar önce kapatılan tarım arazileri ederinin çok üzerinde bedeller ödenerek istimlak edilirse birileri kamunun parasını ceplerine indirip büyük vurgun vuracaklar, imara açılan bu alanlar her zaman olduğu gibi kayırılan şirketlere tahsis edilecek, projeler paylaştırılacak.
Keza, kanalın inşası için yapılacak ‘ihale’nin kamuyu tarihsel boyutlarda zarara uğratması nasıl önlenecektir? İster ‘Kamu Özel Sektör Ortaklığı’ adlı kenardan dolanma numarasıyla yapılsın, ister bedeli milli bütçeden karşılansın, günümüzün şeffaf olmayan sözde ihale süreçlerinde hikayenin sonu hep aynıdır. Bu yönüyle ‘Kanal İstanbul’, netameli projelerin üzerini örtmek için kullanılan bir ‘mega naylon proje’dir.
Terazinin bir kefesinde bu gerçek var. Diğer kefesinde de ‘mega felaket’ gerçeği. İstanbul’un su rezervlerini kullanılmaz hale getirmek, şehri susuz bırakmak, ormanlarını, tarım arazilerini, Küçükçekmece Gölü’nü telafisiz biçimde yok etmek, Marmara Denizi’ni mahvetmek, yıllar sürecek bir hafriyat terörüyle şehrin batısını toza, çamura bulamak, ulaşım külfetini daha da büyütmek…
‘Kanal İstanbul’ Türkiye’nin mega felaketidir, iktidar çevrelerinin ise mega menfaat projesi… Bu iki kutup arasındaki çelişki ve bu çelişkinin doğurduğu gerilim olağanüstüdür; Türkiye’nin vardığı noktada, tarihseldir. Ve bu bağlamda bir iktidar düşünün, o kadar acz ve çaresizlik içinde ki seçmenini iler tutar yanı olmayan ‘Kanal İstanbul’ gibi bir projenin ekseninde konsolide etmenin derdine düşmüş.
“İsteseniz de istemeseniz de yapacağız” diyor… “Neden, ne için yapacaksınız” diye soranlara doğru dürüst bir cevap veremiyor ve fakat sorgulayanı, itiraz edeni dönüp seçmenine şikayet ediyor. Seçmeni de güya “Yap, yap, yap!” diye tempo tutacak. Bu iş bu kadar basit mi? Dar bir zümrenin çıkarı için bir şehrin, bir ülkenin geleceğiyle oynamak, parasını çarçur etmek bu kadar kolay olabilir mi?
Biliyorum, farkındayım, sert bir ifade olacak ama daha azı, ‘Kanal İstanbul’ denen durumu tanımlamakta kifayetsiz kalır: ‘Kanal İstanbul’ bir ihanet projesidir. Şehrin insanlarına, şehre, kaynaklarımıza, doğaya ve bütçemize olan muazzam maliyetinin yanında, bu maliyeti haklı gösterecek herhangi bir faydasının bulunmaması, ‘Kanal İstanbul’u başka bir sözcükle nitelendirmeyi engelliyor. Dolayısıyla, varsın iktidar ‘Kanal İstanbul kutuplaşması’ndan heybesinde sakladığı bir erken seçim için medet umsun…
İktidarın tezleri o kadar zayıf, ülkenin şartları iktidarın o kadar aleyhinde ki bu ihanet projesinin gerçek yüzünü halka bıkmadan usanmadan anlatmayı başarabilen bir muhalefet, kutuplaştırma planlarını da boşa çıkarır, hiç merak etmeyin.
En doğrusu, ‘Kanal İstanbul’ hususundaki inat ve ısrarın kendisine faydadan çok zararının dokunacağına iktidarın ikna olmasıdır. Bunun yolu da halkın bu histerik projeye onay vermediğinin ve ‘Kanal İstanbul’ inadının bedelini iktidara ilk fırsatta ödeteceğinin görülür hale getirilmesinden geçiyor.
2020’de ülkemizin zamanını, enerjisini ve kaynaklarını ‘Kanal İstanbul’ gibi anlamsız ve zararlı konular için değil, elbirliğiyle demokrasi, hukuk devleti ve barışın inşası için harcamasına imkan veren günlerin gelmesini temenni ediyor, tüm okurların yeni yılını kutluyorum.