İktidar, Suriyelilerle baş başa, karşı karşıya

04.Ağu.2019 diken.com.tr

‘Suriyeliler’, AKP açısından artık bir ‘iktidarda kalma meselesi’dir.
Şöyle ki, krizdeki ekonominin de büyük etkisiyle bu mesele, daha ziyade AKP seçmenini rahatsız eden, büyük kentlerin çeperlerindeki muhafazakar diye bilinen yığınların iktidar partisiyle olan bağlarını zayıflatan bir hal almıştır. Mesele, iktidarın geleceğini tehdit eden faktörlerden biridir.
İstanbul, Türkiye’nin kalbi, ruhunun merkezi, aynası ve yarısı olduğuna göre, ‘Suriyeliler’in neden AKP’nin iktidarda kalma meselesi olduğuna dair yeterli bir örnek teşkil etmektedir. İstanbul’un hali, iktidarın Suriyelilerle nasıl baş başa ve karşı karşıya kaldığını şöyle anlatıyor:
İstanbul’da sayıları 479 bin olan ‘geçici koruma’ kapsamındaki kayıtlı Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğu (yüzde 73) AKP’li ilçe belediyelerinin sınırları içinde yaşıyor.
Bu bakımdan en çok Suriyeli mülteci barındıran 10 ilçenin yedisi AKP’de: Bağcılar, Sultangazi, Fatih, Başakşehir, Zeytinburnu, Esenler ve Sultanbeyli. 
38 bin Suriyeli ile birinci sırada yer alan Küçükçekmece’nin ise 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nde AKP’den CHP’ye geçtiğini anımsatalım. Mamafih Küçükçekmece, Suriyeli mültecilerin nüfusa oranı, başka bir ifadeyle ‘yoğunluğu’ bakımından yüzde 5 ile sekizinci sırada.
Yoğunluk sıralamasında ilk 10’a giren ilçe belediyelerinin sekizi AKP’li. Birinci sırada Zeytinburnu var: Mülteci sayısı 25 bin, nüfusa oranı yüzde 8,6. Diğerleri sırasıyla, Arnavutköy, Başakşehir, Fatih, Sultanbeyli, Sultangazi, Bağcılar ve Esenler.
İstanbul’daki Suriyeli mülteci sayıları ve nüfusa oranları hakkındaki verileri, bu konunun uzmanı Doç. Dr. Murat Erdoğan’ın, Ocak 2017 tarihli, ‘Kopuştan Uyuma Kent Mültecileri – Suriyeli Mülteciler ve Belediyelerin Süreç Yönetimi: İstanbul Örneği’ başlıklı raporundan alarak değerlendirdim.
Bu rapordaki verilerin aradan geçen süre zarfında değerlendirmemi saptıracak nispette bir değişime uğradığı kanaatinde değilim çünkü Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısında 2018’den bu yana tırmanma eğilimi yok. Son büyük sıçrama, Halep’in yeniden Şam’ın kontrolüne geçtiği 2016’da olmuş, mülteci sayısı 2016-17 arasında 500 bin kadar artmış. Ardından Suriye’nin güneyinde, isyanın başladığı bölge olan Deraa’nın 2017’de cihatçı ve muhaliflerden geri alınmasının ise Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısında ciddi bir artışa neden olmadığını görüyoruz. Deraa’dan çıkanlar İdlib’e yerleştiler çünkü.
Suriyeli sayısı hemen hemen aynı kalıyor ama yerli halk arasında kendilerine karşı tepki gözle görülür biçimde artıyor. Bunu, iki kesimden insanlar arasındaki ‘asayiş olayları’nın vuku buldukları mahalde Suriyelilere karşı şiddet de içeren güruh hareketlerine daha sık sebep olabilmesinden anlıyoruz. Suriyeli sığınmacılara tepkinin arttığını bir de kamuoyu araştırmaları ortaya koyuyor. Misal, Konda’nın Şubat 2016 ve Temmuz 2019 tarihli ‘Barometre’ araştırmalarının sonuçları, Suriyeli mültecilerle aynı şehirde yaşamaya olumlu bakanların oranının üç buçuk yılda yüzde 72’den yüzde 40’a düştüğünü görüyoruz. “Aynı mahallede yaşayabilirim” diyenlerin oranı yüzde 57’den yüzde 31’e, “aynı apartmanda komşu ya da arkadaş olabileceğini” söyleyenlerinki de yüzde 41’den yüzde 21’e gerilemiş.
İktidarın yönetemediği, çözüm de bulamadığı ekonomik krizin işsizlik ve hayat pahalılığı gibi neticeleri, İstanbul’un çeperlerindeki muhafazakar ağırlıklı ilçelerde şimdilik daha çok hissedildiği için, buralarda yaşayan ‘Suriyeliler’ ve bunlara devlet bütçesinden ayrılan pay daha çok göze batmaya başlıyor. 
Bundan dört yıl önce yapılan araştırmalara göre, Türkiye halkının çoğunluğu, Suriyelilerin işlerini ellerinden alacağını, ahlak ve huzuru bozacağını, farklı kültürleri nedeniyle uyum sağlayamayacaklarını zaten düşünmekteydi. 
İktidarın ümmetçi ideolojisi ve ‘din kardeşliği’ söylemi, bir ortak payda meydana getirip Suriyelilere yönelik bu olumsuz bakış açısını ortadan kaldırmaya yetmedi. Tam tersine gerilimle birlikte, İstanbul’un adı geçen kenar ilçelerinde Suriyeli sığınmacılarla yerli halk arasında sürtüşme ihtimali de artıyor.
Kuşku yok ki iktidar sahipleri gerginlik ve rahatsızlığın siyasi sonuçlar doğurduğunun ve bunların ağırlaşabileceğinin farkındadırlar. Yoksa ‘Suriyeliler sorunu’nun daha da görünür olmasına yol açan Arapça tabelaları indirmek ya da kentte kaydı olmayan Suriyelileri sokaklardan toplatmak, 23 Haziran’da İstanbul’da aldıkları ağır yenilgiden sonra akıllarına gelmezdi. Yakın tarihimizin bu en büyük ve en kapsamlı krizi karşısında, oy kaybını önlemek için bir şeyler yapar gibi görünmenin aciliyetini kavrayınca ilk işleri meseleyi gözlerden kaçırmaya çalışmak oluyor.
Türkiye’nin ‘Suriyeliler krizi’, doğru dürüst yönetilmediği ve modern uyum politikalarıyla çözüm yoluna konulmadığı için bugün ırkçılık ve popülizmi besleyen bir sorunlar yumağına dönüşmüştür.
Sorunu Suriyelilerde değil iktidarda aramak gerekiyor.
İktidar, uluslararası toplumu Suriye’de tampon bölgeler kurmak için askeri müdahalede bulunmaya zorlamak ve bu yoldan Şam’daki rejimi devirmek için 2012’nin başından itibaren bir mülteciler krizi mühendisliği yaptı. 2012’nin nisan ayında Türkiye’nin Suriye sınırına bitişik bölgelerindeki toplam sekiz kampta 25 bin Suriyeli mülteci mevcut iken, 25 bini için daha hayli konforlu bir kamp kapasitesi oluşturulmuştu ve ‘Suriyeli kardeşlerimiz’ gelsinler diye bekleniyordu. 
Modern tarihte bir ülkeden sığınmacı gelsin diye bu kadar istekli davranan bir başka devlet daha kaydedilmemiştir. 
Eylül 2012’de mülteci sayısı 80 bine varmış ama bu arada mülteci krizi planları da çökmüştü. Psikolojik eşiğimiz güya 100 bindi ama o eşik aşılınca ne yapılacağı belli değildi.
Ortadoğu’nun sözde sahipliği için Suriye’deki rejimi devirmeye, Türkiye’nin sınırlı kapasiteleri göz ardı edilerek sonuna kadar angaje olunmuştu. Bu uğurda orduyu Şam’a yollamak dışında, yasallık kaygısı da güdülmeden her şey yapılmış ama neticede başarılı olunamamıştır. Rusya ve İran destekli Şam rejimi ile cihatçı gruplar arasındaki asimetri dahilinde yıllarca sürecek bir savaşın, sınırlarını ardına kadar açmış Türkiye’ye milyonlarca mültecinin akmasına neden olacağı aşikar değil miydi?
2012’de “Böyle devam ederse Türkiye, Suriye’den vakumladığı sığınmacılarla baş başa kalacaktır” diye yazmıştım.
İşte bugün ülke olarak Suriyeli sığınmacılarla baş başayız.
İktidar da kendisinin neden olduğu Suriyeli sığınmacı krizinin siyasi sonuçlarıyla karşı karşıya…



21.08.2019 Kayyımla güç göstermek, güçsüzlüktür
10.08.2019 How 2016 coup attempt led Turkey to buy Russian air defenses

Son makaleler (10)
21.08.2019 Kayyımla güç göstermek, güçsüzlüktür
15.08.2019 Fırat’ın doğusu: Kim ne aldı, ne verdi, kim kimi yendi?
10.08.2019 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’ye S-400 aldırdı
04.08.2019 İktidar, Suriyelilerle baş başa, karşı karşıya
01.08.2019 Rusya birinci, Yunanistan ikinci, İsrail üçüncü
26.07.2019 Krizin temelinde derin güvensizlik var: Amerikan tehdidi, Rusya’dan S-400 aldırdı
22.07.2019 Sputnik Türkiye’nin geçici ‘yol arkadaşlığı’
16.07.2019 Babacan’ın hedefi Türkiye’yi dünyayla barıştırmak
15.07.2019 Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
11.07.2019 SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi

Paylaştıklarım
24.09.2018 “Gezi kuşağı” Türkiye’yi neden terk ediyor? Kadri Gürsel ile “beyin göçü” üzerine söyleşi
24.04.2018 SAVUNMA
20.10.2017 Kadri Gürsel ile söyleşi: Türkiye’nin gidişatı
11.09.2017 Bylock’çular aradı diye değil muhalif olduğum için tutukluyum
03.09.2017 Kadri Gürsel: Türkiye adaletsiz yaşayamaz
20.08.2017 Kadri Gürsel'den mesaj var: Ülke bekası tehlikede
27.07.2017 İçerideki babaya mektup... Özgür olmanı dört gözle bekliyorum
25.07.2017 Kadri Gürsel tarihe geçerken - Emre Kongar
24.07.2017 Kadri Gürsel'in savunması: FETÖ'nün adı henüz 'cemaat'ken AKP'yi uyardım
24.07.2017 Kadri Gürsel'in ifadesinin tam metni