'Gezi Kuşağı' Türkiye’yi terk ediyor

21.Eyl.2018 al-monitor.com
Read in English

Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın baş danışmanlığını yapan ve 24 Haziran seçimlerinden sonra Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak atanan Mustafa Varank, 13 Eylül’de İstanbul’daki bir fuarın açılış töreninde konuşurken, “Yıllardır yetişmiş insan kaynağımızı adeta bir beyin göçü ile maalesef kaybediyoruz” dedi. Türkiye’de iktidar mensuplarından duyulmasına alışık olunmayan türde bir itiraftı bu.

Varank’ın bu sözleri, Türkiye’nin rekabetçi ve müreffeh bir ülke haline gelebilmek için elindeki yegâne stratejik varlık olan iyi eğitimli genç nüfusunu, dramatik bir beyin göçü sonucunda hızla yitirmekte olduğunu gösteren yeni verilerle destekleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 6 Eylül’de açıkladığı göç istatistiklerine göre “ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel” nedenlerle Türkiye’den göç edenlerin sayısı 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 42,5 artarak 253 bin 640 oldu. Göç eden nüfusun yüzde 42,2’si 25-34 yaş grubundan, yüzde 57’si de İstanbul, Ankara, Antalya, Bursa ve İzmir gibi büyük kentlerden. Kısaca, Türkiye’den göç edenlerin yarısı genç ve kentli.

Türkiye’den beyin göçünü bir yıl içinde yüzde 42,5 gibi çok yüksek bir oranda artıran faktör, 2016 ve 2017’de meydana gelen siyasi kırılmalardı. 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi ve ardından 20 Temmuz’da ilan edilen olağanüstü hal nedeniyle hak ve özgürlüklerde yaşanan büyük daralmayı, 2017’de otoriter başkanlık rejiminin anayasasının onaylandığı 16 Nisan referandumu izledi. 2018’de ise 24 Haziran seçimlerinin Erdoğan iktidarı tarafından kazanılması sonucunda otoriter başkanlık rejimine geçişin tamamlanması ve bu gelişmeyi izleyen ekonomik kriz tablosunun dışarıya göçü hızlandırması beklenmelidir.

Kamuoyu araştırma şirketi “İstanbul Ekonomi Araştırma”nın Al-Monitor’la paylaştığı veriler bu öngörüyü destekliyor: 2018’in ağustos ayı içerisinde Türkiye genelinde 2500 kişi ile yapılan bir araştırmada, 24-35 yaş arası gençlere “5 milyon TL’leri (780 bin USD) olması halinde ne tür bir yatırım yapacakları” sorulmuş ve bu gençlerin yüzde 10’u yurtdışında iş kuracaklarını, yüzde 8’i de yurtdışında ev alacaklarını söylemişler. Şirketin Genel Müdürü Can Selçuki, “ekonomik koşulların ağırlaşmasının hayat pahalılığı ve iş piyasası üzerindeki etkilerinin genç beyaz yakalıların gitme iştahını artıracağını” öngörüyor.

2013’teki “Gezi Direnişi” sırasında politikleşen genç kuşak mensupları Türkiye’yi terk edenler arasında hatırı sayılır bir paya sahipler. 2013’te İstanbul’un merkezi Taksim’deki Gezi Parkı’nın yerine, 1940’a kadar burada durmuş olan Osmanlı kışlasına benzeyen bir alışveriş merkezi yapılmak için bu parka iş makinelerinin yollanması, tarihe “Gezi Direnişi” olarak geçen ve tüm Türkiye’ye yayılarak haftalarca süren sokak hareketlerinin başlamasına neden olmuştu. Bu protesto eylemlerinin ilk günlerinde spontane biçimde sokağa inen iyi eğitimli genç profesyoneller, daha sonra “Gezi Kuşağı” olarak adlandırıldılar.

Türkiye’de seçim güvenliğinin sağlanması amacıyla, “Gezi’den ilham alan” bir yurttaş girişimi olarak ortaya çıkan “Oy ve Ötesi”nin önde gelen kurucusu Sercan Çelebi, gördüğü tabloyu Al-Monitor’a şöyle özetledi: “Gezi’de farklı motivasyonlarla sokağa çıkan bireyler, tepkilerini başka hiçbir demokratik kanaldan gösteremedikleri için artık dışarı gidiyorlar. O zaman sokağa çıkıyorlardı, sokak artık alternatif olmaktan çıktığı için, bildiğiniz sokak yurtdışı oldu. Ülkeyi bir sonraki geleceğe hazırlayabilecek, bilim ve teknolojiyle kendisini gerçekten donatmış, katma değer sağlayabilecek, üretici bir kuşak... İktidardan da muhalefetten de umutlu değiller. Bu ülkedeki karar vericilerin ülkeyle ilgili bir hayali var ve bu totaliter, içe kapanmacı, bir olsun bizim olsun diyen hayal, onların hayalleriyle örtüşmüyor.”

C.K. 34 yaşında, İstanbul doğumlu, evli, İstanbul’daki seçkin üniversitelerde uluslararası ilişkiler okumuş ve yüksek lisans yapmış. “Gezi zamanı ikinci günden itibaren polisin son müdahalesine kadar neredeyse her akşam alandaydım” diyor. Türkiye’den göç edeli 16 ay olmuş, şimdi Polonya’da eğitim danışmanlığı yapıyor.

C.K. öyküsünü Al-Monitor’a anlattı: “Sivil toplum alanında çalışıyordum. Birlikte çalıştığım sivil toplum kuruluşları kapandı, sonra bir üniversitede uluslararası proje koordinatörü olarak görev aldım. Bu bir sene içinde benden en çok talep edilen, hocaların makalelerini İngilizceye çevrilmesi oldu. Ayrıca, din konusunda her zaman sorgulandım, beş vakit namaz kılmamam sıkıntı yaratıyordu. Hayatımın hiçbir alanında kendim gibi olamadığımı fark ettim ve ne kadar yoğun çalışırsam çalışayım hiçbir zaman yaptığım iş nedeniyle daha iyi bir yaşam elde edemeyeceğimi hissettim. Ayrıca yakın arkadaşlarım da ardı ardına ülkeden ayrılmaya başladı.”

İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü Selçuki, “özellikle çocuklu çiftlerin ne pahasına olursa olsun gitme planları yaptığından, çocukları için Türkiye’de standartları olan bir hayat kurabileceklerine inanmadıklarından” söz ediyor.

Doğup büyüdüğü İstanbul’u 2018’in şubatında terk ederek Madrid’e yerleşen, Gezi olayları sırasında politize olmuş, eski gazeteci yeni çevirmen 33 yaşındaki Selay Sarı da Selçuki’yi doğruluyor: “Türkiye çocuk yetiştirmeye uygun bir ülke olmaktan çıktı. Çocuğum olursa bir AB ülkesinde yetişmesini isterim. Kararımda bu konu etkili oldu.”

Oy ve Ötesi’nin kuruluşunda aktif olarak yer almış Bahadır, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü mezunu, 26 yaşında bir teknoloji girişimcisi. 2018’in nisanından beri Berlin’de bir varlık yönetimi firmasında müdür. Al-Monitor’a anlattı: “Devamlı bir iç huzursuzluk, tatmin olamama... Hayattan keyif alamıyorum, ben çocuk sahibi olunca bütün stresimi o çocuğa yükleyip mutsuz bir çocuk yetiştireceğim. Bu ülkede (Türkiye’de) çocuk yetiştirmek ister miyim? Devamlılık esas değil, ekonomik belirsizlik var. Yasak ve sansür altında teknoloji ürünü geliştirmek mümkün değil. İnsanların yaratıcılığı kısıtlandı.”

Gidenlerin yanı sıra, yıllar önce okumaya gittikten sonra Türkiye’ye dönmekten vazgeçenler, beyin göçünün görünmeyen yüzünü oluşturuyor. New York Üniversitesi’nde “kültürel etütler” doktorası yapan İlker Hepkaner bunlardan biri. ABD’ye 2010’da üniversite eğitimi için gitmiş. O da dönmekten vazgeçenlerden: “2016’nın sonunda, Türkiye’ye geri dönmemeye karar verdim. Bu kararımda Gezi’nin bu şekilde bastırılması çok büyük etken oldu, verdiğim oy dahi hapse atılıyor. Akademisyenim, yazıp çizdiklerim dolayısıyla hiçbir sorunla karşılaşmak istemiyorum. İfade özgürlüğünün bu derecede kısıtlandığı Türkiye’ye dönünce istediğim hayatı yaşayamayacağımı gördüm ve bu nedenle dönmekten vazgeçtim.”

Ve Türkiye’yi terk etmeye hazırlananlar... 26 yaşındaki “sosyal girişimci” Ece Altunmaral, İstanbul’da tanınmış bir yabancı finans şirketindeki işinden ayrılıp 2016’da “sorumlu üretim” konseptiyle çalışan bir tekstil şirketi kurmuş ve şimdi işini, finans dalında üniversite okuduğu Londra’ya taşımak üzere. “31 Mayıs 2013’te Londra’dan İstanbul’a döndüğümde Gezi’nin ilk günüydü ve burada bir şeylerin değişmekte olduğu hissine kapıldım. Ama bugün Türkiye’yi zenginleşebileceğim bir ülke olarak görmüyorum. Denk geldiğim insanların beni bir noktadan diğerine getirdiğini düşünmüyorum. Kendim olmak için ve işimi büyütmek için gidiyorum” diyor.

Bu gençlerin Al-Monitor’a anlattıkları, siyasi ve ideolojik tercihlerin bir neticesi olarak, yükselmede liyakat yerine sadakatin ölçü haline geldiği, vasatlığın yaratıcılık ve kalite arayışı karşısında üstün geldiği, ifade özgürlüğünün alabildiğine sınırlandığı, içine kapanan ve her bakımdan fakirleşen bir Türkiye’yi özetliyor.