Esad’la kim, neyi, ne zaman görüşecek?

30.Eyl.2019 diken.com.tr

CHP’nin 28 Eylül Cumartesi günü İstanbul’da düzenlediği ‘Uluslararası Suriye Konferansı’nın ‘motto’su ‘Suriye’de barışa açılan kapı’ idi…
Konferansın ‘mantra’sı da ‘Rejimle ilişki kurmalıyız’ oldu. Konferans, konusu olan Suriye sorununa zihnini odaklamak için hemen her oturumda bu sözcük öbeğini tekrarlamayı seçti. ‘Rejimle ilişki kurmak’, Türkiye’yi kendi yarattığı ‘Suriye’ adlı gayya kuyusundan çıkarmanın en kısa yolu olarak takdim edildi. Barışın kapısı Suriye rejimi ile temas kurularak açılacaktı. Ana mesaj buydu.
Ana muhalefetin bu bahisteki bir numaralı gündem maddesi ‘Ankara’nın rejim ile ilişkiye geçmesi’ ise, ‘Uluslararası Suriye Konferansı’, atılmakta geç kalınmış bir adım değildir. Tam tersine zamanlıdır. Muhalefetin, başta Suriye olmak üzere Türkiye’nin mevcut iktidar tarafından yaratılmış ve büyütülmüş bütün sorunları için alınacak acil çözüm tedbirleri hakkında düşünmesinin vakti gerçekten de gelmiştir. 
Tabii düşününce, ‘rejimle ilişki kurmak’ şeklindeki sözcük öbeğinin, ‘Suriye meditasyonu’nun mantrası olmaktan fazlasını ifade etmesi gerekiyor.
‘Rejimle ilişki kurmak’tan ne kastedildiğinin içi de altı da doldurulmalı, gerekli düşünce egzersizleri yapılmalı.
İlk adım olarak aşağıdaki gibi bazı sorulara cevap aramak lazım:
Esad’la ne konuşulacak?
Esad’la ne için konuşulacak?
Esad’la kim konuşacak?
Esad’la ne zaman konuşulacak?
Bu dört soruya geçerli ve karşılığı olan cevaplar bulmak önemli.
Esad’la nerede ve nasıl konuşulacağının ise önemi yok.
Birinci sorudan başlayalım…
Esad’la, en taze ve acil mesele olarak, Suriye Arap Ordusu birliklerinin 22 Ağustos’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) İdlib mıntıkasının güney ucundaki Morek’te bulunan ‘9 Numaralı Gözlem İstasyonu’nun dış dünya ile kara bağlantısını kesmesi mi konuşulmalıdır? Bu konuda Ankara olay tarihinden beri haber karartması uyguluyor. Suriye Arap Ordusu’nun çevrelemesinden birkaç gün sonra Rus birliklerinin ‘fiili garantör’ olarak TSK’nın Morek üssü çevresinde mevzilendiklerini öğrenmiştik. O günden beri ‘9 Numaralı Gözlem İstasyonu’ hakkında sosyal medya kanallarından üzücü bir haber almamış olmamız iyiye işarettir. Demek oluyor ki bölgede ‘patron’ Rusya’dır ve bu fiili durumun çözümü için gerçek muhatap da Ruslardır.
Bu değilse, Ankara Esad’la ‘İdlib meselesi’ni mi konuşmalıdır?
İdlib meselesi, Astana formatı çerçevesinde bir Rus-Türk konusudur, ikili ve bölgesel ilişkilerin denkleminde yer alır. Ayrıca İdlib’deki savaşın seyrinin ne olacağına Moskova, Ankara ile ilişkilerinin durumunu gözeterek karar veriyor. Başka türlüsü de bu şartlarda mümkün olmaz.
Şam’la İdlib meselesi elbette ki konuşulabilir, neticede orası Suriye toprağı. Ama bu mesele Şam’la çözülemez.
İdlib değilse, Ankara Esad’la ‘Suriyeli sığınmacılar’ sorununu mu konuşmalı?
Öyleyse, sorun ikiye ayrılıyor: Türkiye’ye sığınmış olan dört milyon Suriyeli ve daha sığınacak olan en az bir milyon Suriyeli.
Türkiye’deki Suriyeliler, özgürlüklerinden vazgeçtik, hangi güvenlik, barınma ve çalışma garantisi altında dönecekler? Bu imkansız. Tartus ve Lazkiye haricinde çoğu tamamen, azı da kısmen yanmış yıkılmış bir ülkenin Türkiye’deki milyonlarca vatandaşını geri alacak kapasitesi yok.
Yakın gelecekte İdlib’den gelmeleri mukadder görünen Suriyeliler hususunda muhatap ise Rusya’dır. Fırat’ın batısında sadece Rusya, Şam’ın ülkeyi yeniden birleştirme hakkını kullanmasını geciktirebilir.
Bu olmuyorsa, Esad’la Fırat’ın doğusu, YPG-PKK mı konuşulacak?
Biliyoruz ki Şam, Fırat’ın doğusunda hükümran değildir. Fırat’ın doğusu Rusya-ABD güç dengesinde yer alır. Bu hususta Ankara’nın muhatabı ise şimdilik ABD.
Buradan ikinci soruya geçiyoruz: Esad’la ne için konuşulacak?
Ankara, Şam ile bir şey için konuşacaksa bu şey ‘barış’ olmalıdır. Amma velakin Ankara’daki idare, Suriye’deki rejimi devirmek için sürdürdüğü anlamsız savaşı kaybetmiştir. Diğer taraftan, yenildiler diye Ankara’dakileri Şam’dakilerle oturup bunun şartlarını müzakere etmeye zorlayacak bir durum da görünürde yok. Şam’daki rejim de pek muzaffer sayılmaz. Suriye tarumar olmuş, yanmış yıkılmış, nüfusunun üçte biri ülkeyi terk etmiş, ekonomisi çökmüş, ordusunun gücü fevkalade azalmıştır. Vassal devlettir. Rusya’nın vesayeti altındadır. Bu Suriye, Türkiye’ye herhangi bir tazminat şartı dikte edemez ve bu maksatla patronu Rusya’nın desteğini alamaz. Dolaysıyla Şam henüz ‘barış’ın reel muhatabı değildir. Suriye karşısında Türkiye’nin lehine olan muazzam asimetri, Ankara’yı Şam’la barışı konuşmaya şimdilik mecbur kılmıyor. 
Ayrıca, savaşın galibi ve mağlubu belli olsa da yine bu devasa asimetri, çatışmanın halen devam etmesine neden olmaktadır. 
Öyle görünüyor ki Ankara ve Şam, denklemi, ‘tazminat talebinden vazgeçilmesi karşılığında toprak bütünlüğünün tesisi’ olan bir barışı, ancak herhangi bir gelecekte konuşabileceklerdir.      
Üçüncü sorumuz da ‘Esad’la kim konuşacak?’ idi.
Hatırlayınız, Türkiye’nin Suriye faciasının baş mimarlarından Ahmet Davutoğlu Aralık 2012’de, “Esad kalacak olursa elini sıkmaktansa istifa ederim” demişti. O zaman Davutoğlu, Esad’ın er vakitte gideceğinden emindi. Neticede Esad’ı gönderip yerine İslamcı ihvanını oturtamadı ama kendi ihvanı tarafından 2016’da bir saray darbesiyle devrildi. Suriye’de rejim değişikliği politikasının öteki siyasi sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan ise halen Cumhurbaşkanı. Ve bu durum da doğası gereği Türkiye’nin Suriye sorununun çözümüne yardımcı olmuyor.
Malumunuz devletler arasındaki ilişkilerde normalleşmenin ön şartı anormalliğe yol açan aktörlerin değişimidir. Türkiye’de ise değişim ihtimali normal şartlar altında 2023’teki seçimlerden önce görünmüyor. İlaveten, bu yazıda zikrettiğimiz nedenlerden dolayı Ankara’daki mevcut idare, kendisini Şam’dakilerle konuşma baskısı altında hissetmiyor. 
Kendileri konuşmak istemedikleri gibi Şam’dakileri de konuşturmak istemiyorlar.
Misal, CHP’nin Uluslararası Suriye Kongresi’ne Şam’dan konuşmacı olarak davet ettiği üç kişiye Ankara, bunların ‘ülkemiz aleyhindeki beyanları’nı gerekçe göstererek vize vermedi.
‘Esad’la ne zaman konuşulacağı’ da dördüncü ve son sorumuzdu. Bu sorunun zımni cevabı yukarıda verilmiş oldu zaten. Lakin sormuş bulunduk, o halde açık bir cevap verelim: Konuşmanın erdemine inananlar, “Konuşmak konuşmamaktan evladır” diyenler, bugünkü şartlar değişmediği müddetçe, kuvvetle muhtemeldir ki Türkiye’de bir iktidar değişikliğini bekleyecekler ya da bu değişikliğin bizzat aktörü olacaklar. 
Ezcümle, “Esad’la ne zaman konuşulacak?” sorusunun cevabı ‘Muhalefet iktidar olduğu zaman’dır.
Ana muhalefet CHP’nin yüksek isabetle düzenlediği ‘Uluslararası Suriye Konferansı’nda verdiği ana mesaj doğrultusunda pozisyon alınmasının önündeki engel, bizatihi iktidarın kendisidir.
Demek oluyor ki muhalefet iktidar olmaya hazırlanırken Suriye ile konuşmaya da hazırlanmalı. İşte, “Rejimle ilişki kurmalıyız” şeklindeki veciz ifadenin bir ‘mantra’ olarak kalmayıp beslenmesi ve güçlendirilmesi bu nedenle önemli.