Erdoğan’ın 'ikinci Gezi' kaygısı ne kadar sahici?

20.Ara.2018 al-monitor.com
Read in English

31 Mart yerel seçimleri yaklaşırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hemen her fırsatta beş yıl önceki Gezi direnişini anımsatarak, sokak protestoları düzenlenirse bunun bedelinin ağır ödetileceğini söylüyor, gazetecileri ve ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan konuşmalar yapıyor. Anayasal hak olan barışçıl protesto hakkını bir suçmuş gibi gösteriyor.

Doğal olarak naif bir soru geliyor akla: Türkiye’de bazı iktidar muhalifi örgüt ve çevrelerin yaygın sokak eylemleri yoluyla iktidarı devirmeye hazırlandıklarına dair bir istihbarat mı söz konusu acaba? Ve bu çerçevede iktidar, muhalifleri önceden sözle uyarıp bu eylemlerin önünü başlamadan kesmek mi istiyor?

Bir soru daha var ve bu hiç de naif bir soru değil: İktidar kendi seçmenine de artan işsizlik ve hayat pahalılığı olarak yansıyan bir ekonomik kriz ortamının baskısı altında yerel seçime giderken tabanındaki olası bir gevşemenin önüne geçmek için “muhalefetin sokağa ineceği” korkusunu mu pompalıyor? Bu doğrultuda iktidar toplumu daha fazla kutuplaştırmak mı istiyor? Son günlerde gazetecilerin ve ana muhalefet partisi liderinin “halkı sokağa çağırmakla” itham edilmesinin ardındaki neden bu mu?

Cevap arayışımıza saldırıların hedefi haline gelen bir TV gazetecisi ve onun program yaptığı TV kanalı hakkında, Al-Monitor’un uluslararası okuruna ilginç gelebilecek bir bilgiyi paylaşarak başlayalım: Rupert Murdoch’un sahibi olduğu FOX TV, Türkiye’de de aynı adla 2007’den bu yana yayın yapıyor ve bu kanalın “Fatih Portakal ile FOX Ana Haber” adlı programı 2013’ten beri kendi alanında reyting şampiyonluğunu elinde bulunduruyor. Televizyon gazetecisi Fatih Portakal’ın reyting başarısını doğuran özelliklerinden biri ve belki de en önemlisi, iktidara karşı yeri geldiğinde eleştirel olabilmesi. Çünkü gazeteciliğin esasını teşkil eden bu eleştirellik, ezici çoğunluğu iktidar tarafından kontrol edilen TV kanallarının hiçbirinde doğal olarak yok. Ve Fatih Portakal, kendi dalındaki reyting birinciliğini açık ara koruduğu yeni bir haftanın ilk gününe rastlayan 10 Aralık Pazartesi akşamı sunduğu ana haber programında, iktidarın öfkesini ayaklandıran bir yorum yaptı.

Konu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34’üncü maddesiyle güvence altında alınmış olduğu varsayılan “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı”yla alâkalıydı.

Portakal Fransa’daki “Sarı Yelekliler” eylemlerine polisin müdahalesi hakkındaki bir haberi sunduktan sonra, sözü Türkiye’deki iktidarın barışçıl gösterilere karşı takındığı yasakçı tavra ve polisin de bu doğrultudaki sert tutumuna getirerek şunları söyledi: “Türkiye’de barışçıl protestoların dahi mümkün olamayacağını, barışçıl bir protesto yapmak için sokağa çıkanlara karşı polis memurlarının amirlerinden aldıklarını emri uygulamak zorunda olduklarını biliyorsunuz.”

Ve ardından şöyle devam etti: “Hadi bakalım, yapalım. Barışçıl bir eylem için protesto edelim. Zamları protesto edelim. Doğal gaz zamlarını... Yapabilecek miyiz? Kaç kişi çıkacak sokağa korkudan, endişeden? Dayak yerim, vesaire, hakkımı arayacağım ama başım derde girer mi; girmez mi? Kaç kişi çıkar sokağa Allah aşkına söyler misiniz? İşte bu şekilde bireysel ve toplumsal muhalefeti baskı altına almaya, yıldırmaya çalışıyorlar. En doğal hak ama uygulanmıyor. Fransa olmuş, Türkiye olmuş çok da fark etmiyor açıkçası.”

Fatih Portakal’ın ekranda bu sözleri sarf ettiği 10 Aralık günü iktidar yanlısı Takvim gazetesinde Erkan Tan imzasıyla yayımlanan bir köşe yazısında 2013’teki “Gezi olayları”na katılanların “başlarının kesilmesi gerektiği” savunulmuştu. Yazının başlığı, Fransa’daki “Sarı Yelekliler” hareketine öykünebilecek olanlara sert bir uyarı niteliğindeydi: “Türkiye’de sarı yelek hayali kuranların sonu, sarı etek olur.” “Sarı etek” cinsiyetçi bir vurguydu. İktidar yanlısı köşe yazarı, protesto amacıyla sokağa çıkacak erkeklerin “onurlarını kırmak” için onlara “etek giydirmekten” bahsederken kadınları da aşağıladı.

İki gün sonra, 12 Aralık’ta, iktidarın müttefiki, aşırı sağ eğilimli Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı bir yazılı açıklamayla tehdidin dozunu daha da artırdı. MHP lideri yaklaşan 31 Mart seçimlerinin ertesi gününü işaret ederek, “1 Nisan sabahı yeni bir Gezi düşü kuran, yeni bir sokak hareketi düşleyenler olacaksa bu kişilerin bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerini, sarı yelek giyenin çıplak yatmayı göze alması gerektiğini, bu işin şakasının olmadığını” belirtti.
Bazı sosyal medya kullanıcıları “çıplak yatmak” ifadesiyle “ölümün ima edildiğini” ileri sürdüler. Ağırlıkla iktidar yanlısı olan geleneksel medya ise Bahçeli’nin “çıplak yatmak”la neyi kastettiği hakkında yorum yapmamayı tercih etti.

Fatih Portakal ise “barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkının, toplumda yaratılan korku ve endişe atmosferi nedeniyle kullanılamadığını” söylemesinden beş gün sonra, nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından doğrudan hedef alındı. Denizli’de düzenlenen bir açılış töreninde konuşan Erdoğan adını vermediği Portakal hakkında şu sözleri sarf etti: “Edep fukarasının biri çıkmış sokağa davet ediyor. Ahlâksıza bak. Zaten yargı bunlara gereken cevabı verecektir. Sen ne yapıyorsun, burası Paris mi? Gezi olaylarında zaten herkes dersini aldı. 15 Temmuz’da herkes dersini aldı. Bunun bedelini ağır öderler.”

Yargıyı gazeteci Fatih Portakal’a karşı bu sözlerle “göreve” çağıran Erdoğan iki gün sonra, Portakal’a yüklenmeyi bu kez Konya’da sürdürdü: “Birileri çıkmış sokağa çağırıyor. Haddini bil haddini, bilmezsen haddini, bu millet patlatır enseni! Sokağa mı çağırıyorsun işte buyur.”

“Yargı”ya ve “millet”e gazeteci Fatih Portakal’ı işaret eden Erdoğan, 16 Aralık’ta İstanbul’daki bir açılış töreninde yaptığı konuşmada yerel seçimlerdeki en güçlü rakibi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na da aynı minvâlde hücum etti: “Burası Paris değil, Hollanda da değil. Gezi’deki gibi bir şey yapmaya tevessül edersen bu millet, 15 Temmuz’da FETÖ’cülere ve uşaklarına nasıl bu meydanları dar ettiyse, yine dar ederiz. (...) Bu defa kaçmaya fırsat bile bulamazsın.”

Artık başlıktaki soruya bir cevap verebiliriz: İktidarın “ikinci Gezi” kaygısı sahici değil. Sahici olan iki husus var: Birincisi, iktidarın yerel seçim sath-ı mailinde Türkiye ekonomisinin durumu kötüleşirken kendi tabanını sıkılaştırma gereğini hissetmesi. İkincisi de muhalefet ve seçmeninin birlikte korkutulmasının bu olumsuz şartlarda iktidara bir mecburiyetmiş gibi görünmesi.

Normalde seçimin adil ve güvenli olmasını temin eden kurumlarla birlikte medyanın ezici çoğunluğunu kontrol eden bir iktidarın bir seçim öncesinde bu gücü yeterli görmeyerek söz konusu tedbirlere de başvurması, ekonomik krizin neden olduğu siyasi stresteki dramatik artışın göstergesidir.




15.07.2019 Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
26.06.2019 Why Erdogan’s historic Istanbul defeat is irreparable

Son makaleler (10)
15.07.2019 Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
11.07.2019 SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi
04.07.2019 İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili
27.06.2019 Erdoğanizma sisteminin çözülüşü
26.06.2019 Erdoğan tarihi İstanbul yenilgisini neden telafi edemez?
21.06.2019 İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı
19.06.2019 Erdoğan en büyük iki hatasının sonuçlarıyla yüz yüze
18.06.2019 Erdoğan 23 Haziran’ın galibini açıkladı
13.06.2019 Erdoğan’ın seçim kazanma makinesi eskidi ve paslandı
11.06.2019 Yorum – Kadri Gürsel (12): “ABD’nin asıl amacı Türkiye’ye F-35’leri vermemek, S-400 almasını engellemek değil”

Paylaştıklarım
24.09.2018 “Gezi kuşağı” Türkiye’yi neden terk ediyor? Kadri Gürsel ile “beyin göçü” üzerine söyleşi
24.04.2018 SAVUNMA
20.10.2017 Kadri Gürsel ile söyleşi: Türkiye’nin gidişatı
11.09.2017 Bylock’çular aradı diye değil muhalif olduğum için tutukluyum
03.09.2017 Kadri Gürsel: Türkiye adaletsiz yaşayamaz
20.08.2017 Kadri Gürsel'den mesaj var: Ülke bekası tehlikede
27.07.2017 İçerideki babaya mektup... Özgür olmanı dört gözle bekliyorum
25.07.2017 Kadri Gürsel tarihe geçerken - Emre Kongar
24.07.2017 Kadri Gürsel'in savunması: FETÖ'nün adı henüz 'cemaat'ken AKP'yi uyardım
24.07.2017 Kadri Gürsel'in ifadesinin tam metni