Çin, Türkiye’yi ucuza mı kapatacak?

08.Ara.2018 Birikim

Çin, ekonomik krizdeki Türkiye’yi satın mı alacak?
Soru, ilk bakışta ürkütücü gelebilir ama bir gazeteci katıldığı uluslararası ilişkiler konulu hemen her yuvarlak masa toplantısı, panel ya da seminerde bu konu etrafında dönen tartışmalara tanık olmaya başladığını fark ederse, sorunun cevabını aramak gibi bir mesleki sorumluluk karşısında bulur kendisini.
Gerçekten de mesnetsiz bir soru değil bu. Öyle ya, Türkiye derinleşen bir ekonomik krizden geçiyor, işsizlik ve enflasyon artıyor, dış borcun yükü ağırlaşıyor, ulusal para birimi Türk Lirası aşırı istikrarsız ve tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin ABD ve AB ile ilişkilerindeki sorunlar büyüyor, Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor... Ve diğer yanda ise iddialı “Kuşak ve Yol Girişimi” ile tarihi İpek Yolu’nu canlandırmayı hedefleyen, bu bağlamda Türkiye’nin bulunduğu bölgeye ilgi gösteren, sermaye ihracı olağanüstü boyutlarda artan, dış ticareti fazla veren, velhasıl çok parası olan, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin var.
Türkiye ve Çin arasındaki ikili ilişkiler izlediği olumlu hatta gelişmeye devam ediyor. Bu biraz da Türkiye’nin iktisadi ve siyasi menfaatlerini gözeterek Çin’in “Uygur sorunu”nu göz ardı etmesiyle mümkün oluyor.
Çin ve Türkiye arasındaki üst düzeyli son temas Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te 30 Kasım’da düzenlenen G20 zirvesi marjında gerçekleşti. İkili görüşme yapan Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ülkeleri arasındaki “stratejik iş birliği” ve iktisadi ilişkileri daha da geliştirme yönündeki arzularını dile getirdiler.
Çin Komünist Partisi’nin yayın organı Halkın Günlüğü (Renmin Ribao) gazetesinin bünyesinde İngilizce yayımlanan Global Times, söz konusu ikili görüşmede Devlet Başkanı Şi’nin Türk muhatabı Erdoğan’ı överek, “Türk Başkan’ın aralarındaki yıllara yayılan yakın teması sürdürdüğünü ve ülkelerinin stratejik iş birliğini birlikte daha üst seviyelere taşıdıklarını” kaydetti.
Gazetenin Çin’in resmi haber ajansı Şinhua’ya dayandırdığı haberine göre Şi, “Türkiye’nin istikrar içinde kalkınmayı sürdürmek için gösterdiği çabayı desteklediklerini” belirtmişti. Bu ifadeleriyle Türkiye’deki ekonomik krize kibarca bir gönderme yapmış olan Devlet Başkanı Şi, iki ülkeyi “kalkınma fırsatlarını paylaşmaya” çağırıyordu. Buna karşılık Erdoğan, Kuşak ve Yol Girişimi’nden övgüyle bahsetmiş ve bu proje kapsamında ülkesinin Çin’le ekonomi, yatırım, havacılık ve turizm alanlarında “iş birliğini derinleştirmeye hazır olduğundan” söz etmişti.
Şi ve Erdoğan’ın bu sözlerini bir de iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler hakkındaki veriler ışığında okumayı deneyelim. Doğrudan yabancı yatırımlarla (FDI) ilgili verileri karşılaştırmakla başlayabiliriz.
2016’da yurt dışına yaptığı doğrudan yabancı yatırımları bir önceki yıla göre yüzde 44 artış göstererek 183 milyar dolara ulaşan Çin, bu alanda dünyada ikinci sıraya yerleşti.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre ise Türkiye söz konusu olduğunda ters yönde bir eğilim var. Çin’den Türkiye’ye gelen FDI miktarı 2015’te 451 milyon, 2016’da 300 milyon ve 2017’de de 115 milyon dolar seviyelerinde, azalarak tahakkuk etti. 2018’in ocak-ağustos dönemi içinde ise Çin’den sadece 5 milyon dolar FDI geldiği görülüyor.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) derlediği verilere göre, 2017’de Türkiye’ye gelen toplam FDI içinde Çin’in oranı yüzde 2.2 idi.
Dış ticaret dengesi ise açık ara Çin’in lehine. Türkiye en çok ithalatı Çin’den yapıyor. 2017’deki rakam 23.3 milyar dolardı. Buna mukabil Türkiye, aynı yıl Çin’e yaptığı 2.9 milyar dolarlık ihracatla bu ülkenin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 54’üncü sırada yer aldı. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin cari açığının bir kaynağı enerji ithalatı ise diğer kaynağı da Çin İle ticareti.
Geçen ağustosta Türk Lirası’nın uğradığı büyük değer kaybının ardından “Çin’in Türkiye’yi ucuza satın alacağı, Türkiye’nin sonunda Çin’in bir ekonomik sömürgesine dönüşeceği ve hatta Çinlileştirileceği” gibi görüşleri ortaya atanların iki ülke arasındaki devasa asimetri sayesinde bu denli cüretkâr olabildikleri aşikâr.
Diğer taraftan, Başkan Erdoğan’ın yakın çevresinde Çin-Türkiye ilişkilerini bir Doğu-Batı karşıtlığı eksenine oturtarak, buna ideolojik anlamlar yükleyenler de var. Bunlardan biri, “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı” ve “Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu Üyesi” unvanlarını taşıyan Yiğit Bulut. 9 Eylül 2018’de iktidar yanlısı Star gazetesinde yayımlanan “Doğu-Batı denklemi yeniden yazılıyor” başlıklı köşe yazısında Bulut özetle, “Türkiye ve periferisinde Doğu’nun merkez olacağı yeni bir dünya düzeninin kurulmakta olduğunu ve bu yeni emperyal gücün Türk-Çin sentezini de içereceğini” ileri sürmüştü.
Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ve Çin’le ilişkiler, iktidara yakın medyadaki yaygın Amerikan aleyhtarlığının bağlamında da kendisine yer buluyor. Yeni Şafak gazetesinin köşe yazarlarından İbrahim Karagül misal, 1 Ekim 2018’de yayımlanan “Batı merkezli dünya düşüncesi çökmüştür (...)” başlıklı yazısında, Kuşak ve Yol projesini “ABD’yi dışarıda tutan yeni bir ticaret yolu” olarak nitelendirmişti. Karagül’e göre bu proje, “ekonomik savaşla örtülen bir siyasi güç mücadelesinin açık cephesi”ydi.
İktidarın yakınındakiler tarafından bu tür yorumların yapıldığı bir sırada, 18-19 Ekim 2018’de İstanbul’da Kuşak ve Yol Sanayi ve Ticaret Birliği (BRICA) zirvesi düzenlendi. Amacı ne olabilirdi bu zirvenin? Amaç Batı merkezli dünya düzeninin çökertilmesine ve ABD’yi dışlayan ticaret yollarının kurulmasına katkıda bulunmak mıydı?
Zirve, “rekabetçi piyasa ekonomisini” ve “katılımcı demokrasi anlayışını benimsediğini” açıklayan iş dünyası yöneticilerinin kuruluşu TÜSİAD’ın ev sahipliğinde toplandı. 4 bin 5 yüz şirketin üye olduğu TÜSİAD’ın Türkiye’de kurumlar vergisinin yüzde 80’ini ödediği ve enerji ithalatı hariç dış ticaretin yüzde 85’ini gerçekleştirdiğini anımsatmak bu örgütün sahip olduğu temsil yeteneğinin boyutları hakkında fikir verebilir. Bu, TÜSİAD’ın ekonomi başta olmak üzere iktidarın birçok politikasını kibar bir üslupla ama özlü biçimde eleştirdiği de bilinir.
BRICA zirvesinin Çin’den gelen ortağı ise ülkenin önemli iş dünyası kuruluşlarından Çin Sanayi Ekonomileri Federasyonu’ydu (CFIE).
2015’te Pekin’de kurulan ve ilk zirvesini 1-2 Nisan 2017’de Mısır’da yapan BRICA’nın İstanbul zirvesinin amacı, “Türk-Çin ikili ekonomik ilişkilerine katkıda bulunmak” idi.
Çinli muhataplarının Türkiye’den ne beklediklerini zirvenin kulislerini yakından takip eden bir Türk katılımcıya sordum. Aldığım cevaplar, Türkiye’deki bazı iktidar çevrelerinde Çin’le ilişkilere yüklenen aşırıcı ideolojik manâlarla taban tabana zıttı: “Bu işte, öyle Doğu-Batı ekseni diye bir şey yok. Doğu ve Batı iç içe. Çin’e en büyük yatırım Batı’dan geliyor, Batı’ya da en büyük yatırım Çin’den gidiyor. Çin’in Türkiye’ye söylediği tek şey var, diyorlar ki: Türkiye’nin AB sürecinin yerli yerinde olması gerekir. Bunun güvencesini görmek istiyoruz.”
Çin’in Türkiye’yi Avrupa’ya açılan bir Avrasya kavşağı olarak gördüğünü, Türkiye’ye sadece iç piyasası için değil dünyaya ve bölgeye açılmak için gelmeyi hedeflediğini vurgulayan bu katılımcı şöyle devam etti: “Bize ‘AB’yle gümrük birliğinizi güncelleyin, AB’den kopmayın’ diyorlar. Bu bakımdan şirketlerinin Türkiye’de hukuk güvencesi altında çalışmasını ve Türkiye’de AB tek pazarı standartları, piyasa ekonomisinin işleyiş standartları ve istikrarlı bir makro ekonomi yönetimi olsun istiyorlar.”
Türkiye’nin en önemli Uzak Doğu uzmanlarından Profesör Dr. Selçuk Esenbel de Al-Monitor’a, “Türkiye’nin Çin’le ticaretinin Avrupa ile olan ekonomisini desteklediğini, onun alternatifi olmadığını, bir tamamlayıcılık ilişkisinin söz konusu olduğunu” söyledi.
Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Merkezi’nin kurucusu olan Esenbel’in Kuşak ve Yol Girişimi hakkındaki tespit ve gözlemleri de ideolojik yüklemelerle ağırlaşmış bir “Çin-Türk sentezi” iddiasını desteklemiyor: “Çinlilerin hükmetmeye hakları olduğu gibi bir düşüncesi yok. Global ticarette at oynattıkları için ekonomik çıkarları ve kendi güvenlikleri için ağlar örmek istiyorlar. Çoğunluğu ticaret için, ikincisi, ellerinde çok para var.”
Çin’in global ticareti için kurmakta olduğu lojistik ağ açısından Türkiye’nin coğrafi bakımdan fevkalade bir konumda olduğu bir gerçek. Bu nedenle de Çin’in Türkiye’deki liman ve demiryolu potansiyeline ilgi duyması doğal.
Türkiye içinden geçtiği ekonomik krizden tabii ki yoksullaşarak çıkacak ve bu sırada kaynaklarını, madenlerini ve şirketlerini dünyadan gelip satın alanlar olacak. Ama çok parası olsa da Çin’in ne Türkiye’yi ucuza kapatması mümkün ne de bu parayla Türkiye’nin krizine merhem olması...