Beyaz Saray’da mütebessim

15.Kas.2019 diken.com.tr

Soru, “Erdoğan, Trump’a gidiyor: S-400’lerden kurtulmak için değilse neden?” şeklindeydi ve bu köşede 8 Kasım’da yayımlanan yazımın başlığıydı aynı zamanda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım’da Trump’a gitti, lakin Beyaz Saray’daki görüşmeler dişe dokunur bir sonuç doğurmadı. Bu tespiti okuyunca, “Ne varmış bunda, Beyaz Saray’a yapılan her ziyaret somut sonuçlar doğurmak zorunda mıdır?” diye itiraz edenler olabilir. Hemen cevap vereyim: Evet, Türkiye-ABD ilişkileri tarihinin en ağır, en kapsamlı ve en yıkıcı krizlerini yaşadığı bir sırada Beyaz Saray’da ABD Başkanı’yla hasbihal edebilmek elbette güzeldir, hoştur da iltifat işitmek yetmez. ABD Başkanı’yla mevcut olumsuz şartlarda görüşüyorsanız mesainizin Türkiye için sonuç ya da sonuçlar üretmesi gerekir.
Bakınız, Türkiye’yle ABD arasında bir değil üç büyük kriz söz konusu: FETÖ krizi, S-400 krizi, Suriye bağlantılı YPG-PKK krizi… Bunlar dinamik ve sıcak krizler. Kısa sürede soğutulmadıkları takdirde yıkıcı sonuçlar doğurabilir ve yeni krizleri tetikleyebilirler. Misal, ‘Barış Pınarı Harekatı’ dolayısıyla ABD Kongresi’nde Türkiye aleyhinde harekete geçen çoklu yaptırım dinamikleri…
Krizlerin Erdoğan ve Trump’ın ahbaplığı vasıtasıyla yönetilmeleri ise imkansız çünkü bunlara etki eden harici değişkenler çok çeşitli ve çetrefil. 
İşte bu ağır koşullarda Beyaz Saray’a giden bir cumhurbaşkanının orada Türkiye için gerçekten de ferahlatıcı bir haber yaratmış olarak dönmesi gerekirdi.
Peki, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın, 29 Ekim’de Temsilciler Meclisi’nde 11’e karşılık 405 oyla kabul edilerek Senato’ya havale edilen ‘Ermeni Soykırımı karar tasarısı’nı, Trump ve Erdoğan’la Beyaz Saray’da bir araya geldikten sonra bloke etmesi, bu neviden, ‘gerçekten de ferahlatıcı’ bir haber değil midir?
Bu ‘Ermeni tasarısı’ Senato’dan zaten geçmeyecekti. Tasarının kadük edilmesi Erdoğan’ın Washington ziyaretiyle senkronize edildi. Senatör Graham’ın yer aldığı siyasi koreografi, Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretinin gerçek krizleri çözmekteki kifayetsizliğini dengelemek için bir efekt olarak kullanıldı.   
Dolayısıyla Lindsey Graham efekti, “Erdoğan Trump’a S-400’lerden kurtulmak için değilse neden gitti?” sorusuna bir cevap oluşturmuyor.
Benzer soruları Amerikalılar da kendi açılarından soruyorlar. Misal, Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretiyle aynı gün New York Times’da, Yayın Kurulu imzasıyla yayımlanan makalenin alt başlığında bu neviden bir soru vardı:
“ABD, Türk liderin Beyaz Saray ziyaretinden tam olarak ne elde etti?”
Gazetenin yayın kuruluna göre, Erdoğan’la görüşmenin Trump’ın dediği gibi ‘harika ve verimli’ geçtiğine dair -100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma yönündeki niyet beyanı dışında- bir kanıt yoktu. Erdoğan tarzındaki bir liderle Beyaz Saray’da görüşmenin ABD’ye ve dünyaya net ve somut dış politika kazançları sağlamasının şart olduğunu vurgulayan New York Times Yayın Kurulu, buna rağmen Erdoğan’ın Beyaz Saray davetini, ‘karşılığında herhangi bir şey vermeden aldığı’ kanaatindeydi.
New York Times’ın gözünde Beyaz Saray’a davet edilmek  ‘başlı başına bir şey’di… Böyle görülmese, karşılığında Erdoğan’ın da ‘bir şey vermesi’ beklenmezdi.
Diğer taraftan Beyaz Saray’ın indinde de yabancı bir lideri ABD Başkanı’nın konutuna davet etmek, bu lidere ‘başlı başına bir şey vermek’le eşdeğer olmalı… 
Washington Post’un ‘yönetimden üst düzey kaynaklara’ dayandırdığı haberinde, Trump’ın Erdoğan’la 6 Ekim’de yaptığı telefon görüşmesinde, Suriye’ye harekattan vazgeçmesi karşılığında S-400 krizi için geçici bir çözümün yanı sıra bir de Beyaz Saray daveti ilettiği yönünde bir bilgi yer aldı. Nihayetinde Trump, Erdoğan’ı Beyaz Saray’a 17 Ekim’de davet edebildi. Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Erdoğan’ı Suriye’de ateşkese razı etmelerinin karşılığı olarak…
Velhasıl, Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti, ‘Barış Pınarı Harekatı’nda ateşkese razı olması karşılığında Trump tarafından kendisine verilmiş ‘bir şey’di ve Türkiye Cumhurbaşkanı kendisini bunun karşılığını vermekle mükellef hissetmiyor olmalıydı. Siyasi jargonda Latince haliyle ‘quid pro quo’ (bir şey karşılığında bir şey) olarak geçen ilişki böyle kurulmuştu. 
Türk-Amerikan ilişkileri tarihinin en ağır ve tehlikeli sonuçlar doğurması muhtemel krizinde iken ortak basın toplantısı sırasında Erdoğan’ın yüzünden neredeyse hiç eksilmeyen rehaveti bol tebessüm bu farkındalığın eseriydi. 
İkili ilişkilerin çarpışma hattında yol aldığı bir sırada, ortada çözülmüş bir sorun ve elde edilmiş olumlu bir sonuç yok iken, Erdoğan’ı Beyaz Saray’da böylesine mütebessim ve rahat görmek, bu gezinin rekreasyon açısından hayli başarılı geçtiğinin işaretiydi.
Ciddi meselelerimizden biri olan S-400 krizinde ise,
Rus füze sistemleri ambalajından çıkarılmadığı müddetçe Trump yönetiminin Erdoğan’ı ikna etme umudunu koruyacağı anlaşılıyor. Zaten Erdoğan da ortak basın toplantısında bu sorunun ‘diyalogla çözülmesi gerektiğini’ söyleyerek kapısını müzakereye açık tuttuğunu ima etti.
Doğası gereği hiçbir sonuç vermeyen Beyaz Saray gezisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iyi gelmiş olabilir… Lakin Trump ve Erdoğan arasındaki kişisel muhabbetin, ABD’deki yerleşik düzenin her iki lidere duyduğu tepki nedeniyle, Türkiye’ye karşı zaten ortaya çıkmış bulunan yaptırım uygulama iştahını artırması, bu gezinin doğal sonuçlarından biri olmaya adaydır.