•     21 Şubat 2020

Ana muhalefet CHP, CNN Türk’ü neden boykot etti?

Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin 6 Şubat’ta ilan ettiği CNN Türk’e karşı boykot kararı, Amerikan Warner Media şirketi bünyesindeki CNN’in lisansıyla yayın yapan, Erdoğan iktidarının yakın destekçisi bu TV kanalını Türkiye’deki medya özgürlüğü tartışmasının merkezine oturttu.
24 Haziran 2018 milletvekili seçimlerinde yüzde 22,6 oranında oy alarak 600 sandalyeli parlamentoya 146 üye sokan CHP’nin medyayla ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan, partisinin CNN Türk’ü boykot kararını açıklamak için düzenlediği basın toplantısında, “kanalın gerçekleri örterek AK Parti söylemleri doğrultusunda adeta bir reklam ajansı gibi çalıştığını ve bu durumun, (31 Mart 2019’daki) yerel seçimlerden bu yana tahammül edilemez noktaya ulaştığını” söyledi.
Özkan, CHP Merkez Yürütme Kurulu’nun 3 Şubat 2020’de yaptığı toplantıda, “CNN Türk’ün partiye ve partililere tuzak kurduğu, kötü gösterdiği ve gerçekleri çarpıttığı” gerekçesiyle alınan boykot kararının nasıl uygulanacağını da şöyle anlattı: “CHP’lilerin CNN Türk kanalındaki yayınlara katılmaması kararı alınmıştır. CHP’li hiç kimse, yöneticisinden üyesine hiçbir partilimiz CNN Türk kanalına çıkmayacak, yayınlarına katılmayacak, tuzaklarını boşa çıkaracaktır.”
Özkan, “CNN Türk’ün zararlarından korunmak için yurttaşların bu kanalı izlememelerini, çocuklarına da izlettirmemelerini tavsiye ettiklerini” söyledi.
CHP, 17 yıldan fazla bir süredir iktidarda olan Erdoğan’a yakın bir medya organına karşı ilk kez boykot uyguluyor. 
CHP’nin boykotuna hedef olan CNN Türk Ekim 1999’da, o zamanlar Türkiye’nin en büyük medya grubu olan Doğan tarafından merkezi Atlanta’daki CNN ile bir ortak girişim olarak kurulmuştu. Al-Monitor’un anlaşmayı yakından izlemiş kaynaklardan aldığı bilgiye göre CNN, bir lisans ücreti karşılığında kendi adını taşıyacak olan kardeş kuruluşa teknik bilgi aktaracak, CNN Türk de CNN’in tüm özgün görüntülerinin Türkiye’deki yayın tekelini elinde bulunduracaktı. Bunun yanı sıra ortaklık gereği CNN’den bir temsilci, CNN Türk’ün Türkiye’deki yayıncı şirketinin yönetim kurulunda görev yapacaktı.
İki kuruluşun aralarındaki anlaşmanın yayıncılık kurallarını ilgilendiren önemli unsuru, CNN Türk’ün yayın politikasının Türkiye’nin koşullarına göre CNN’den bağımsız olarak biçimleneceği hususunun vurgulanmasıydı.
Erdoğan iktidarındaki Türkiye’nin koşullarında yıllar içinde olumsuz yönde meydana gelen bir değişim, CHP’nin CNN Türk’e karşı uyguladığı boykotun zorlayıcı nedenlerini doğurdu. Bu olumsuz değişim, medya özgürlüğü alanında da yaşandı. Paris merkezli “Sınır Tanımayan Gazeteciler” (RSF) örgütünün her yıl yayımladığı “Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi”nde Türkiye 2008 yılında 173 ülke arasında 102’nciydi. 10 yıl sonra ise RSF’nin 2018 endeksinde Türkiye artık bir “otoriter ülke” olarak nitelendiriliyordu. Türkiye 10 yıl içinde 180 ülke arasında 55 sıra gerileyerek 157’nciliğe düşmüştü. 
Bu 10 yıllık süreç incelendiğinde, aslında Türkiye’deki iktidarın muhalefete, bağımsız gazeteciliğe ve ana akım medyaya karşı çok boyutlu bir “boykot” uyguladığı görülecektir. Misal, Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verilerine göre Türkiye son dört yıldır ilk kez “dünyada en çok gazeteciyi hapiste tutan ülke” olma unvanını Çin’e “kaptırdı”. 2019 sonu itibarı ile Çin’de 48 gazeteci hapiste iken bu sayı Türkiye’de 47 idi.
Erdoğan iktidarının medya üzerinde şiddetlenen baskısı, öncesinde ana akım medyanın haber kanalları arasında kendisine muteber bir yer edinmiş olan CNN Türk üzerinde de etkisini gösterdi. 2013’teki Gezi Direnişi esnasında, 31 Mayıs akşamında İstanbul’un merkezi Taksim’de sokağa dökülen on binlerce kişiye karşı polisin şiddetle karşılık verdiği sırada yayınlamakta olduğu penguen belgeselini kesmeyerek olayın canlı yayınına geçmeyen CNN Türk, iktidara muhalif kesimler arasında “penguen kanalı” olarak anılmaya başlandı.
Kanalın çok seyredilmekle birlikte iktidarda rahatsızlık yaratan bazı tartışma programları yayından kaldırıldı. Nihayet CNN Türk, AKP’nin parlamentoda çoğunluğu yeniden elde ettiği 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra Erdoğan’ı kızdırmamaya her zamankinden de çok özen gösterir oldu; iktidarın hoşlanmadığı yorumculara ekran ambargosu uygulamak bu doğrultuda alınan tedbirlerden biriydi. Doğan Grubu’nun en kesin tedbiri ise iktidarın borazanı olarak bilinen A Haber TV kanalının kurucu genel müdürü Erdoğan Aktaş’ı CNN Türk’ün başına geçirmek oldu.
2018, CNN Türk’ün hikayesinde bir dönüm noktasını oluşturan yıldır. 2008’den itibaren 10 yıl boyunca iktidarın, 2,5 milyar dolara ulaşan astronomik vergi cezaları ve gruptaki gazetecileri kovdurmak için hedef göstermek gibi artarak çeşitlenen baskı ve tehditleri karşısında artık daha fazla direnemeyeceğini anlayan Doğan Grubu’nun patronu Aydın Doğan, 21 Mart 2018’de, sahibi olduğu tüm medya kuruluşlarını iktidarın en yakınındaki gruplardan biri olan Demirören’e satmak zorunda kaldı.
Bu gelişme, Türkiye’de uzun yıllardır can çekişme halinde olan ana akım medyanın sonunu ilan etmekteydi. Doğan Grubu’nun el değiştirmesiyle birlikte, matbaa tesisleri, dağıtım şirketleri, ulusal haber ajansları dahil medya endüstrisinin neredeyse tamamı artık iktidarın kontrolüne geçiyordu.
Aydın Doğan daha önce de bünyesindeki, Türk basınının en köklü kuruluşlarından biri olan Milliyet ile 2002’den beri yayımlamakta olduğu Vatan gazetelerini 2011’de yine iktidar baskısı sonucunda Demirören’lere satmaya mecbur bırakılmıştı.
2018’de ise aralarında geçmişte Türk ana akım basınının “amiral gemisi” olarak bilinen Hürriyet’in de yer aldığı Doğan Grubu’nun el değiştirerek “Demirören Medya Grubu” adını almasının, aynı yıl 24 Haziran’da yapılan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesine denk getirilmesi elbette ki anlamlıydı.
Demirören grubunun medya sektörüne girmesinden sonra kaydettiği büyüme ise ilgi çekici. Demirören Holding önce 2015’te Fransız Total’in Türkiye’deki akaryakıt dağıtım şebekesini bünyesine kattı. 2019’un Şubatı’nda düzenlenen bir ihaleyle, Türk kamuoyunda “İddaa” olarak bilinen, spor müsabakalarıyla ilgili bahisler Demirören Holding’e verildi. Ardından 2019’un Ağustos ayında da Varlık Fonu’nda yer alan Milli Piyango’nun işletmesi yine Demirören’lerin büyük hissedarı olduğu bir ortaklığa devredildi.
Doğan Medya Grubu’nu devralan Demirören’lerin patronluğundaki CNN Türk, Erdoğan iktidarından yana tutumunu 24 Haziran 2018 seçim kampanyası sırasında açıkça ortaya koydu. Kanal, 30 Nisan-24 Mayıs tarihleri arasındaki canlı yayınlarda AKP’ye 30 saat 52 dakika süre ayırırken, CHP’ye bu sürenin üçte birini (11,5 saat) uygun görmüştü.
CHP’yi CNN Türk’ü boykot etme kararını almaya götüren başlıca gelişmeler ise 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin öncesinde yaşandı. Al-Monitor’un süreci yakından izleyen CHP kaynaklarından aldığı bilgiye göre, yerel seçim kampanyası sırasında CNN Türk’ün, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile iki canlı stüdyo mülâkatını, gün ve saatleri belirlenmiş olmasına rağmen son anda iptal etmesi parti yönetiminde ciddi rahatsızlık yarattı.
Yine kampanya sırasında CNN Türk, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu ile stüdyodan canlı yayınlanan iki söyleşiyi keserek sansür uyguladı. Bunlardan birine, İmamoğlu’nun o zaman AKP’nin elinde olan İstanbul Belediyesi’ndeki yolsuzluklar hakkında konuşmaya başlaması sebep verirken, diğerinin gerekçesini de İmamoğlu’yla mülâkat sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir törende yapmaya başladığı konuşmanın canlı yayınına geçilmesi oluşturdu. Birkaçı hariç tüm TV kanallarının doğrudan ya da dolaylı olarak iktidarın kontrolü altında olduğu Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın neredeyse tüm konuşmalarının bu kanalların tamamı tarafından canlı yayınlandığını hatırlatmak gerekiyor.
Yerel seçimler öncesinde CNN Türk’ün “CHP’nin belediye meclisi aday listelerinde çok sayıda teröristin yer aldığı” yolundaki iddialara yaygın biçimde yer verirken, CHP’nin buna dair cevaplarını yayınlamaması da CHP yönetimi tarafından “kanalın partiye karşı izlediği özel yayın politikası”nın unsurlarından biri olarak not edildi.
CHP’nin ABD Temsilciliği, CNN Türk’ün bazı CHP’li adayları PKK ile ilişkilendiren bu yayınlarını Türkiye’deki yerel seçimlerden önce ABD’deki CNN merkezine şikayet etmişti. CHP’nin ABD Temsilcisi Yurter Özcan CNN’e hitaben yazdığı mektupta “Türkiye’de CNN’in isim hakkını kullanan CNN Türk’ün kasıtlı yanlış haber yapmayı bir alışkanlık haline getirdiğini” öne sürmüştü.
CNN Türk’ün Genel Müdürü Murat Yancı ise CHP’nin boykotu münasebetiyle kendilerine yöneltilen suçlamalara “tarafsız ve objektif gazetecilik yaptıklarını” söyleyerek cevap verdi. 
Al-Monitor’un CHP’de konuyla ilgili kaynaklardan aldığı bilgiye göre boykot, CNN Türk’ün CHP’nin basın toplantısı ve miting gibi etkinliklerini izlemesine engel olmayacak. CHP bu boykotu diğer iktidar yanlısı TV kanallarına karşı yaygınlaştırmayı ise şimdilik düşünmüyor.
CHP’nin boykotu, objektifliğini yitirdiği gerekçesiyle muhalefet seçmeninin zaten sırt çevirdiği bilinen CNN Türk’ün etkisini daha da yitirmesine neden olacak. Diğer taraftan bu gelişme, iktidarın ana akım medyayı tahrip eden baskı politikaları sonucunda Türkiye’deki geleneksel ve sosyal medya ortamına egemen olan “yankı odası” etkisinin daha da artması sonucunu doğuracak.