•     04 Nisan 2020

ABD İdlib’de bir taşla üç kuş vurmak istiyor

Rusya destekli Suriye ordusunun geçen aralık ortalarında başlattığı İdlib operasyonundaki ilerleyişi, Türkiye ile Suriye’yi açık savaşın eşiğine getirdi, Ankara ile Moskova arasında kriz ortamı yaratmakla kalmadı, çatışma ihtimali doğurdu ve tüm bunların sonucunda ABD, açılan fırsat kapısından içeri ayağını uzattı.
Amerikan heyeti Ankara’ya geldi; Türkiye’ye İdlib’de tam destek sözü verdi. “Yürüyün, arkanızdayız” dediler. 
“Yürüyün” derken gösterdikleri istikamet ‘İdlib’in ötesi’ydi. 
Bu arada bazı teşvik edici argümanlar da dolaşıma sokuldu: Esad’ın nefesi tükeniyor, parası bitiyordu. Petrol ihracatına getirilen ambargoların ağırlığı altında ezilen İran’ın Şam rejimine eskisi kadar çok para vermesi artık mümkün değildi. Rejimin parası altı ay sonra bitecekti.
Rejim, güneyde geri aldığı bölgeleri yönetemiyordu, yeraltına inen asilerin terör saldırıları istikrar sağlanmasını önlüyordu.
Esad’ın etrafındaki bazı kişiler kendisiyle ilgili hayal kırıklığı içindeydi, Şam’da bir saray darbesinin şartları giderek olgunlaşıyordu. 
Rusya’nın kapasitesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) komşusu Suriye’ye yığdığı ve yığacağı kara gücünü, herhangi bir başka kara gücüyle dengelemeye yetmezdi. Türk topçusunun üstün ateş gücünün karşısında duramazlardı. Türkiye’nin yapması gereken, İdlib sahasındaki Rus hava üstünlüğünün tam hava hakimiyetine dönüşmesini önlemekti. Bunun için bir Suriye uçağını düşürmek bile yeterli olabilirdi.
Rusya’dan sınır aşan bir mukabele gelirse NATO’nun desteği Türkiye’nin arkasında olacaktı.
ABD’nin İdlib’deki vaziyeti, Rusya’ya kaptırdığı Türkiye’yi geri kazanmak için fırsat olarak görmesi doğal. 
Bununla kalmıyor elbette… ABD, Türkiye’nin Suriye’de kendisini içine düşürdüğü fevkalade zor durumu, Rusya ile sürdürdüğü ‘büyük güç rekabeti’nde Moskova’nın burnunu sürtmek için kullanmak istiyor.
ABD’nin amacı, Rusya’nın Suriye’de kazandığı zaferin maliyetini azami ölçüde ağırlaştırmak, tahammül edilmez bir noktaya getirmek.
Türkiye, izlediği fevkalade yanlış politikaların zincirleme etkisi sonucunda kendisini Suriye’de gerçek anlamda köşeye sıkıştırdı. İşte ABD, Rusya’ya karşı güttüğü, geçmişte Afganistan’da çok etkili olmuş bu politikanın başarısı için Türkiye’nin krizinden istifade etmek istiyor. Amaç, NATO’nun en büyük ikinci ordusunun Suriye’de savaşa sürülmesi. Kimin yumurtasının önce kırılacağı ise ABD’nin umurunda değil. 
Mamafih Türkiye ile ABD arasında 2016’dan bu yana derinleşen tarihsel güven bunalımı giderilmeden, Suriye’de ABD’nin “Arkanızdayız” demesine de güvenilerek yürünecekse, Ankara’nın her iki adımda bir dönüp arkasına bakması gerekecek, ABD gerçekten arkasında mı diye… 
Ve bir soru: ABD Ankara’daki muhataplarını arkasında olduğuna ve dolayısıyla Suriye’de Rusya’ya rağmen yürüyebileceğine ikna etmiş olabilir mi?
Bu yerinde bir soru, çünkü Ankara’dan verilen mesajlar, Suriye’deki rejimi yıkma heyecan ve hevesinin yeniden zuhur ettiği izlenimini uyandırıyor.
Misal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Şubat’ta partisinin TBMM grup toplantısında söyledikleri… 
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey başkanlığındaki Amerikan heyeti Ankara’da görüşme halindeyken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye’nin bölgedeki askerilerine ‘en küçük bir zarar gelmesi halinde, rejim güçlerinin İdlib’le ve Soçi Mutabakatı sınırlarına bağlı kalınmadan, her yerde vurulacağını, karada belirlenen sınırların ötesine kadar kovalanacağını’ ilan ediyordu.
Erdoğan’ın bu konuşmasından iki gün önce Suriye ordusu, İdlib’in doğusundaki Taftanaz Hava Üssü’ndeki Türk birliklerine top ateşi açarak beş TSK mensubunun ölümüne neden olmuştu. 
Cumhurbaşkanının sözleri Suriye’yi bu tür saldırıların tekrarından caydırmaya yönelik bir uyarı olarak da değerlendirilebilir ama öyle görünmüyor, bu aslında savaş ilanı.
Ve bu savaş ilanının gereği, çok yakın gelecekte yerine getirilmek durumunda kalınabilir. Sözün özü, Türkiye’nin Suriye ile savaşa tutuşma ihtimali artmıştır. 
Çünkü mevcut şartlarda Rusya ve Türkiye anlaşmaz ve İdlib’de bir ateşkesin yürürlüğe girmesini acilen temin etmezlerse, TSK ve Suriye Arap Ordusu arasında yeni çatışmaların vuku bulması neredeyse kaçınılmazdır. 
Ayrıca, yine Erdoğan tarafından Suriye’ye, Soçi Mutabakatı sınırlarının gerisine çekilmesi için şubat sonuna kadar verilmiş süre var. Bu bir ültimatomdu.
Burada, İdlib’i ülkeye geri kazandırmak veya ilk hedef olarak en azından Lazkiye, Halep ve Şam arasındaki karayolu bağlantısını yeniden tesis etmek için ilerleyen Suriye ordusundan ve onun karşısında, bu harekatı ilk etapta durdurmak için kendi hükümetinin talimatı doğrultusunda İdlib’de mevzilenen TSK arasındaki karşıtlık söz konusu. Amaçlardaki bu zıtlığın çatışma üretmesi, alanın Suriye ordusunun ilerleyişi nedeniyle daralması sonucunda önlenemez hale geldi.
TSK 10 gün içinde İdlib’e iki tugaya yakın güç kaydırdı. Düşman kuvvetler iç içe geçmiş durumda. İdlib’in doğusunda ve güneyinde kalan TSK’ya ait tüm ‘gözlem istasyonları’ Suriye ordusu ve müttefikleri tarafından çevrelendi.
Ve üstelik sahada, Heyet Tahrir El-Şam gibi El Kaide uzantısı, kendi başına buyruk bir fanatik cihatçı grubun varlığı söz konusu.
Kendi haline bırakılacak bir vaziyet değil bu.
Soçi Mutabakatı ise çökmüştür. 
Türkiye ve Rusya arasında daha fazla zaman geçirmeksizin yeni anlaşmaya varılması gerekiyor.
Bu olmaz ve ABD’nin arzuladığı senaryo gerçekleşirse karşımıza nasıl bir manzara çıkar?
Öyle görünüyor ki Rusya, ültimatomuna sadık kalıp saldırıya geçen Türkiye karşısında müttefiki Suriye’yi İdlib ve ötesinde kaderiyle baş başa bırakmayacak. 
Türkiye ve Rusya’nın bu şartlarda çatışarak birbirlerine kayıp verdirmeleri ihtimal dahilinde olacaktır.
Türkiye ve Rusya, İdlib’de ateşkesi sağlamaz ve sahadaki yeni durumu gözeten bir anlaşmaya varmazlarsa Rusya’nın misillemesinin İdlib’le sınırlı kalacağını varsaymak ise mümkün görünmüyor. 24 Kasım 2015’te Rus Su-24 uçağının düşürülmesinden sonra Rusya’nın uyguladığı yaptırımları anımsatmak yeterlidir.
Türkiye, Amerikan arzuları doğrultusunda İdlib’deki askeri ve siyasi pozisyonunu, yeni bir sığınmacı krizini önleme yönündeki mevzilenmenin ötesine taşırsa, bunun sonucu ABD’nin bir taşla üç kuş vurması olacak.
Birinci kuş Rusya, ikinci kuş Suriye, üçüncü kuş da Türkiye’dir.
Tartışılması gereken, İdlib ve ötesinde girişilecek yaygın bir harekatın askeri sonuçlarının ne olacağından ziyade, Suriye macerasının Türkiye’ye çıkaracağı çok boyutlu maliyettir. 
Tuzağa düşüp düşmemek Erdoğan iktidarının, varsa, kalmışsa ferasetine bağlıdır.
Sığınmacı krizini önleme amacından sapan her türlü askeri harekat, sonunda Türkiye’nin içine dönecek bir bumerang etkisi yaratacaktır.