Palto - Murat Yetkin

17.Aralık.2016
Hürriyet


Size anlatacağım palto öyküsü, Rus yazar Nikolay Gogol'un klasikleşmiş eserindeki yoksul düşmüş kâtibin paltosunun öyküsü değil.
Anlatacağım, hapisteki bir gazetecinin paltosunun öyküsü.
Kadri Gürsel'in paltosunun...
Kadri ile meslektaşlığımız ve arkadaşlığımız otuz yılı geçiyor, dile kolay, bir ömür.
Kadri benim de üyesi olduğum Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) Türkiye kolu başkanı.
Bugün, 17 Aralık ve Kadri 43 gündür tutuklu; Cumhuriyet gazetesinden diğer 9 meslektaşımızla birlikte Silivri'de.
Diğer Cumhuriyetçiler gibi terör örgütlerinin propagandasına yardımcı olmakla suçlanıyor. Tutuklandığı sırada (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, TGC kayıtlarına göre) hapisteki 146 gazeteci, yazar, editör ve yayıncı arasına katıldı.
Hükümet, biliyorsunuz, onların gazetecilik faaliyetleri, yani söyledikleri ve yazdıkları nedeniyle değil, terörizm suçlamasıyla yargılandığı savunmasını yapıyor içeriden ve dışarıdan suçlamalar karşısında.
Savcılar ise Gogol'ü mezarında kıskandıracak bir yaratıcılıkla sol-Kemalist çizgideki Cumhuriyet'in birbirine zıt iki ideolojik çizgideki PKK ve FETö'nün propagandasını yaptıklarını iddia ediyor.
Kadri bundan bir süre önce kış soğukları bastırmaya başlayınca eşinden bir palto ve bir çift bot istiyor.
Kadri üşüyor.
Nazire Kalan Gürsel de görüş gününde bir palto ve bir çift bot götürüyor eşine.
Ama yönetmeliklere aykırı bulunduğu için alınmıyor.
Hürriyet Daily News yazarı Barçın Yinanç'ın köşesinde Nazire Kalan Gürsel'in Facebook sayfasından aktardığına göre, her birine bir gerekçe bulunuyor; kimi kapüşonu, kimi düğmesi, kimi rengi nedeniyle veto yiyor.
Nazire de istenen şartlara uygun bir palto ve bot almak için Levent'te bir alış veriş merkezinde dolaşmaya başlıyor.
Gerisini Facebook sayfasından okuyalım:
"Girdiğim her iki mağazada da ne istediğimi söyler söylemez son derece nazikçe 'Cezaevi için mi hanımefendi?' demesinler mi? Ne kadar şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz.
"Sizin gibi çok kişi geliyor. İnanır mısınız biz artık görür görmez anlıyoruz' dediler. Yani mağazaya kararlı bir şekilde giren ve sadece belli bir ürünü soranlar...
"İkinci soru: 'Eşiniz gazeteci mi, yoksa akademisyen mi?' çünkü (soranların) hepsi öyleymiş. Ve kim olduğunu (Kadri) öğrenince hediye paketi yapmak istediklerini ancak cezaevlerinin buna izin vermediğini bildiklerini ifade ettiler. Zaten her türlü bilgiye vakıftılar."
Nazire Kalan Gürsel notunu "Sanırım memleketin halini bundan daha iyi ortaya koyan bir tablo olamaz" sözleriyle bitirmiş.
Nizami palto ve botlar kabul edilmiş.
Kadri'ye ulaşmış, umarım artık o kadar üşümüyordur.
Kadri'nin paltosunun öyküsü bu kadar ama diğer öyküler devam ediyor.
Barbaros Muratoğlu gazeteci değil, ama Doğan Holding'in Ankara Temsilcisi; Hürriyet, Hürriyet Daily News, CNN Türk, Kanal D, Posta, pek çok dergi ve internet sitesinin bulunduğu Doğan Medya Grubu'nun Ankara binası da onun idari yetkisi altında.
Hükümete yakınlıklarını göstermeye çalışan bazı gazeteler tarafından bir süre "Aydın Doğan'ın kripto sağ kolu" gibi tuhaf tanımlarla hedef gösterildikten sonra gözaltına alındı ve 15 Aralık'ta tutuklanarak o da Silivri'ye kapatıldı. Terör örgütlerinin hedefi halinde 24 saat koruma altındaki Hürriyet Ankara Binasının güvenliğinden de sorumlu olan bir yöneticiyi, Ankara Emniyetinde koruma bölgelerinden sorumlu bir polis yetkilisiyle telefon konuşmaları yapmış olması FETö irtibatı için yeterli şüphe oluşturmuş mahkemeye göre. Barbaros'ta BY-Lock yok, ama Fethullahçıların üzerinden gizli yazışmalar yaptığı By-Lock programı o dönem Ankara Emniyetinin üst düzeyindeki o polis müdüründe varmış. Ha bir de, AK Parti hükümetindeki bakanlar dahil pek çok yetkilinin övgüler yağdırıp ziyaretlerde bulunduğu Fethullah Gülen'e 2012'de (yani teröristlik miladı sayılan 17/25 Aralık 2013'ten önce) bir iş ve gazeteci grubuna dahil olup yaptığı bir ziyarette çekilen fotoğraf var kanıtlar arasında; ceketinin düğmesini iliklemesi saygı ifadesi sayılmış.
Barbaros ile aynı gün bir de gazeteci tutuklanıp yine Silivri'ye gönderildi; aslında 146 sayısını 148 yapar belki TGC.
Hüsnü Mahalli, Suriye asıllı bir gazeteci... Türkiye'de evlenip, Türkiye'ye yerleşmiş uzun yıllar önce.
Cumhurbaşkanı (o dönem başbakan) Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad'ın birbirine abi-kardeş diye hitap ettiği dönemde çalışmaları hem Ankara, hem de Şam'da yararlı ve başarılı bulunmuş; Erdoğan'ın önerisiyle 2011'de Türk vatandaşlığına geçmiş.
Mahalli, Halep'teki insanlık trajedisinden Türkiye'deki yönetimi sorumlu tutan bir Twit mesajından dolayı hakaret suçlamasıyla tutuklandı.
Dün, 16 Aralık'ta, Mahalli'nin Halk TV'deki program arkadaşı, kıdemli televizyoncu Ayşenur Arslan canlı yayında programı artık yapmayacağını duyurdu.
Arslan, "Bazen susmak en büyük feryattır. Susarak bağırıyorum" diyerek bitirdi programını.
Ben sizlere bu öyküleri anlatmaya devam etmek isterim; tabii demokrasi ve hukuk devletinin güçleneceğine olan inancımı yitirmeyerek.