Suriye’de ‘üst akıl’ operasyonu

26.Ağu.2016 Cumhuriyet

Manzaraya bakar mısınız: 
24 Ağustos sabahı Karkamış’ta ÖSO rumuzu altında bir araya getirilmiş 1500 kadar cihatçı, Türk tanklarının eşliğinde alayıvala ile Cerablus’a giriyor. IŞİD’ci arıyorlar, bir bulsalar hepsini öldürüp Cerablus’u kurtaracaklar ama yok. IŞİD’ciler kendilerini daha önce Cerablus’tan kurtarmışlar. 
Bizim cihatçı sergerdeleri YouTube’a yükledikleri videolarda da görüyoruz; savaş değil de piknik yapıyor gibi bir halleri var. Laubali tipler, ellerini kollarını sallayarak Cerablus’u kurtarırken, havalarını bulmak için tekbir de getirip sağa sola ateş ediyorlar. 
Havada Amerikan uçakları, “Fırat Kalkanı” adıyla ortak harekât yapan TSK ve cihatçılara destek oluyor. Çünkü Amerikalılar “Fırat Kalkanı”nın müttefiki... 
Ama bir dakika, bu Amerikalılar aynı zamanda “PYD eşittir PKK”nin de müttefiki değil mi? 
Havadaki Amerikan uçakları ve yerdeki Amerikan özel birlikleri olmasaydı, PYD’nin silahlısı YPG, “Suriye Demokratik Güçleri” rumuzuyla Fırat’ın batısına geçip Ankara’nın keyfini kaçırabilir miydi?
YPG’ye Amerikan desteği, ela gözü kara kaşı için değildi tabii, IŞİD’e karşı iyi savaştığı içindi. Ve hatta, IŞİD’le savaşacak başka müttefik bulunamadığı içindi. 
Şimdi o müttefik bulundu galiba. 
Ayrıca şunu herkes biliyor: Bu “Fırat Kalkanı” belki birazcık IŞİD’e ama en çok da PYD’ye karşı. Kürtler Afrin’e koridor açıp topraklarını birleştirmesinler diye. 
Bakınız, durum gerçekten de enteresan: 
ABD’nin Kürt müttefiki, Mınbiç fatihi YPG, yerel Arap unsurları da yanına alarak, Türkiye’nin askeri reaksiyonuna neden olacağını bildiği halde IŞİD’in Cerablus’unu tehdit ediyor... 
Gel gel yapıyor adeta. 
ABD’nin öteki müttefiki Türkiye, Cerablus’u IŞİD’den kurtaran YPG olmasın diye, cihatçılarını da yanına alıp Suriye’ye nihayet tanklarıyla girmek zorunda bırakılıyor. 
Parantez: Evet, mecbur bırakılıyor. 15 Temmuz’da büyük prestij ve moral kaybeden orduya coşku versin, Suriye’nin geleceğinde Ankara’nın da bir söz hakkı bulunsun diye değil. Bunlar atfedilen yakıştırmalardır. 
Devam edelim. 
Tam bu sırada ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Ankara’da... 15 Temmuz yüzünden ABD’ye fena halde içerleyip Rus ve İran kartlarıyla oynamaya başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yatıştırmak için tatlı diller döküyor. “Sizin en iyi dostunuz biziz” diyor. 
Biden, PYD’ye yolladıkları mesajı aynı gün Ankara’da kamuoyuyla paylaşıyor: “PYD Fırat’ın batısına geçmemeli. Buna uymadıkları takdirde ABD tarafından asla desteklenmeyecekler.” 
YPG bu açıklamadan bir gün sonra, yani dün, “Mınbiç’teki mevzilerini Mınbiç Askeri Konseyi’ne devreden birliklerinin doğuya çekildiğini” bildiriyor. 
Bu, bir kelime oyunu mudur yoksa olması gerektiği gibi, Suriye Demokratik Güçleri içindeki yerel Arap unsurlar Mınbiç’te kalmış ve YPG gerçekten de çekilmiş midir, nasılsa kısa sürede anlaşılır. 
Tam bir “Tavşana kaç, tazıya tut” oyunudur bu. 
Erdoğan’ın meşhur ettiği “üst akıl”, kendisine “Madem Kürtlerin yayılmasından bu kadar rahatsız oluyorsun o halde gir ve IŞİD’le kendin savaş” demiştir. 
Türkiye Suriye’ye girmeye mahkûm edilmiştir. 
Tabii ki Şam rejimini yıkmak için değil. Bitti o işler. 
Türkiye şimdi istese de istemese de IŞİD’le savaşacak. Hem de Suriye’de. Bu Türkiye, istese de istemese de kendi ülkesindeki IŞİD şebekelerini yok edecek. Artık mecbur. 
Bizi artık çok zor günler bekliyor. Çünkü TSK’nin Suriye’ye girmek için “IŞİD’le savaşmak” gibi bir politik nedeni olabilir ama onu tek başına yok etmek gibi bağımsız ve gerçekçi bir politik hedefi olamaz. Dolayısıyla makul bir çıkış stratejisi de yoktur. 
Bir de tabii Türkiye’nin bölgeselleşmiş Kürt sorunu kaynaklı savaşı da sürdükçe Suriye’den çıkmak iyice güçleşebilir. 
Hem ne dedi dün Biden: “Türkler, IŞİD’i temizlemek için Suriye’de ne kadar kalınması gerekiyorsa, hazırlıklı.” 
İşte şimdi yandık. Çünkü bu bir “üst akıl” operasyonuydu. 
O kadar “üst akıl da üst akıl” dediniz, alın size “üst akıl”.