Sputnik Türkiye’nin geçici ‘yol arkadaşlığı’

22.Tem.2019 diken.com.tr

‘Sputnik’, Rusça’da ‘yol arkadaşı’ anlamına geliyormuş. Rusça bilmeyenler, Sputnik adını Sovyetler Birliği’nin 1957’de dünya yörüngesine yerleştirdiği ilk insansız uydu sayesinde duydu. Uydunun adı Sputnik 1’di.  
Çeşitli dünya dillerinde faaliyet göstermek üzere 2014’ün Kasım ayında Moskova’da kurulduktan bir ay sonra Türkiye’de de Türkçe radyo ve haber sitesi yayıncılığı yapmaya başlayan Rus devlet medya organının adı da Sputnik. Eski devlet medyası organlarından ‘Rusya’nın Sesi’ radyosu ile ‘RIA Novosti’ haber ajansının aynı çatı altında yenilenmiş devamı. 
Türkiye’deki adı, ‘Sputnik Türkiye’ oluyor: ‘RS FM’ radyoda, ‘tr.sputniknews.com’ internette.
Rusya ve Türkiye’nin ikili ilişkilerinde yaşadıkları iniş ve çıkışlar Sputnik Türkiye’nin ülkedeki takipçi ve dinleyici kitlesiyle ‘yol arkadaşlığı’nı her seferinde derinden etkiledi. 
Su-24 krizi sırasında Ankara, 2016’nın mart ayında kuruluşun internet sitesine erişimi engellemiş, Sputnik Türkiye Genel Müdürü Tural Kerimov’un ülkeye girişini de yasaklamıştı.
O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı. İlkin Ankara, Suriye’de Rusya’nın oyun kurucu rolünü kabul etmek zorunda kaldı. Ardından 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi, Ankara’yı Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Rusya’ya hiç olmadığı kadar yakınlaştırdı.
Türkiye’nin bu bağlamda Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerinin ülkeye nakliyle başlayan süreç, şimdiden öngörülmesi imkansız finalinden bağımsız olarak, stratejik ve tarihsel nitelikte.  
Ve Sputnik Türkiye, ikili ilişkilerin gidişatından yine derinden etkilendi. Lakin Rus medya kuruluşu 2016’daki gibi engellenen değil, bu kez engelleyendi. Malumunuz, Sputnik Türkiye, 19 Temmuz’da gazeteciler Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz, Akif Beki ve Zafer Arapkirli ile ‘yollarını ayırdı’. 
Sputnik Türkiye, bu ülkede bir inandırıcılık ve itibar inşa edebilmişse bunu öncelikle, kovduğu dört gazeteciye borçludur.
Fevkalade eklektik bir yayın politikası izlerdi Sputnik Türkiye. RS FM’deki piramidin en tepesinde inandırıcılık, itibar ve dolayısıyla yüksek reyting için bu dört meslektaşımızın eleştirel yayıncılığı vardı. Ortada, AKP öncesindeki TRT’nin ağırbaşlılığını andıran bir üslupla verilen ve esasında Türkiye’deki iktidarı kollayıp gözeten haber bültenleri… Altta ise Moskova’nın resmi çizgisini seslendiren Rus uzmanların Türkçeye çevrilerek okunan kısa ‘analizleri’… Bu üç katmandaki içerikler arasında herhangi bir tutarlılık ve ortak doğrultunun varlığı söz konusu değildi. Geçişler, Batı tarzı kaliteli pop müzikle sağlanıyordu.    
Odatv.com’un sorularını cevaplandıran Sputnik Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Mahir Boztepe’ye göre, Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki ile ilişkilerini kesmelerinin gerekçesi, bu üç gazetecinin yeni bir parti kuracağı söylenen AKP’li muhalif Ahmet Davutoğlu ile bir söyleşi yapmasıydı. Boztepe, ilişki kesme kararlarına, onay vermedikleri bu söyleşinin Yavuz Oğhan’ın kendi YouTube kanalında, Sputnik’in formatı ve renginin izinsiz kullanılarak yayınlanmasının yol açtığını söylüyor. Bu nedenle Davutoğlu söyleşisinin medya tarafından RS FM’in yayınıymış gibi algılandığını belirten Boztepe, “Bunu hiçbir medya kuruluşu kabul edemez” diyor. 
Boztepe’nin bu açıklaması inandırıcı ve tatmin edici değil.
Bu üç gazeteciyle iş akdinin feshedilmesine velev ki Davutoğlu söyleşisi neden oldu; peki dördüncü gazeteci Zafer Arapkirli neden gönderildi?
Odatv söyleşisinde bu hususla ilgili ne soru sorulmuş ne de Boztepe herhangi bir izahatta bulunmuş.
Zafer Arapkirli’nin Davutoğlu söyleşisiyle bir alakası  yoktu. Ama Yavuz Oğhan gibi ona da 19 Temmuz sabahı Sputnik Türkiye yönetiminden telefon açıldı ve görüşmeye davet edildi. İş akitlerinin feshedildiği her ikisinin de yüzüne söylenecekti. Arapkirli cevaben, bunun için yüz yüze konuşmaya gerek olmadığını, kendisine telefon açılmasını yeterli gördüğünü söyledi. Bu sırada kamuoyunun kovulma hadiselerinden henüz haberi yoktu. 
Arapkirli’nin işten çıkarılmasının nedeni, Oğhan’ın gönderilmesine Twitter hesabından verdiği tepki de değil. 
Zafer Arapkirli, Sputnik Türkiye’den eleştirelliği nedeniyle gönderildi. Bu hususta kuruluşun yöneticileri tarafından daha önce birkaç kez uyarılmıştı. 
‘Davutoğlu söyleşisi’ bu dört gazetecinin Sputnik Türkiye’den kovulmasını perdelemek için bir bahane olarak kullanılıyor. 
Bakınız, Sputnik Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Mahir Boztepe, Odatv söyleşisinde “Biz yayın politikamız gereği Davutoğlu gibi bir figürü önemsemiyoruz ve açıklamalarının bizim üzerimizden yayılmasını istemiyoruz. Haber değerinin olduğuna inanmıyoruz” demiş.
Madem öyle, Davutoğlu ne zamandan beri kendileri için haber değeri taşımıyor? 
AKP’li muhalif Davutoğlu’nun önemsenmeyip haber değerini kaybetmesi, SETA raporunun yayımlanmasından ve S-400’lerin tesliminin başlamasından sonraya rastlıyor. 
Öncesinde önemseniyordu. Misal, 30 Haziran 2019 tarihli bir Sputnik Türkiye haberi, ‘Davutoğlu: Ne yanlışlar yaptık ki bugün bu noktadayız?’ başlığını taşıyor. Davutoğlu’nun ‘Elazığ Gönül Dostları Buluşması’ adlı toplantıda, iktidara kendi göreceliliği dairesinde ağır eleştiriler yönelttiği konuşmanın haberiydi bu… 
Daha öncesinde de 4 Haziran tarihli bir haber var. Başlığı, ‘Davutoğlu: Ya yeni bir hal ya izmihlal’…
Konya’da yaptığı, kendisinden çok bahsettiren o konuşma. 
Görüldüğü gibi Sputnik Türkiye, AKP’li Erdoğan muhalifi Davutoğlu’nun söylediklerine yakın zamana kadar haber değeri atfetmiş.
Dört gazetecinin kovulmasının asıl nedeni Davutoğlu değil, fevkalade kişiselleşmiş ikili ilişkilerdeki artan yakınlaşma sonucunda, Moskova’nın Sputnik Türkiye’nin izlediği yayın politikası hakkında Ankara’dan gelen şikayetlere artık daha fazla kayıtsız kalamaması.
Hele S-400 teslimatı sayesinde NATO’ya bu denli ağır bir darbe indirilmişken, Moskova, bir anda çok değerli bir müşteri haline geliveren Ankara’nın ricasını mı kıracaktı? 
“Rica neydi?” diye sorulursa, SETA’nın ‘Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları’ başlıklı raporuna bakınız, cevap orada.
SETA raporunun ‘Sputnik Türkiye’ bölümünde, ‘Türk muhabirler’başlığı altında incelenen Zafer Arapkirli’nin, “eleştirel görüşlerini ön plana çıkardığı paylaşımlarda ve hükümet karşıtı söylemlerde bulunduğu” vurgulanmış.
Raporda kendisinden aynı başlık altında bahsedilen Yavuz Oğhan’ın, RS FM’deki ‘Bi de Bunu Dinle’ adlı programına İsmail Saymaz, Ertuğrul Günay, Mithat Sancar, Sezai Temelli ve bendenizi konuk ettiği belirtiliyor ve hakkında, “Twitter hesabında hükümeti eleştiren paylaşımlarda bulunduğu görülmektedir” deniliyor.
Bunlar hep fişleme içerikleri…
Diğer taraftan Sputnik Türkiye’nin Genel Yayın Yönetmeni Mahir Boztepe Odatv’ye verdiği söyleşide “SETA raporunda adı geçenlerden biri de benim. Hedef gösterildik” diyor. Şurası doğru: Raporda, uluslararası medya kuruluşları için çalışan tüm gazeteciler ‘uzantı’olarak nitelendirilmek yoluyla hedef gösteriliyorlar. Ama bazıları hakkında dengeleyici ‘ince ayar’ yapılmamış da değil. Misal, Boztepe’den ‘Sputnik Türkiye’nin Türk muhabirleri’ bölümünde bahsedilirken olumsuz anlam ihtiva eden bir tonlama yapılmamış ve hatta tam tersine, “Maduro’ya destek paylaşımları emperyalizm karşıtı olduğunu göstermektedir” denilmiş. Bildiğiniz üzere Ankara ve Moskova, Maduro’yu destekliyor.  
Boztepe, Sputnik Türkiye’nin dört gazeteciyi kovması hadisesini “ABD yanlısı tutum alan gazetecilerin köpürttüğünü” iddia ediyor ve bu konuyu tartışmaya açanları, “Rusya ve Türkiye arasındaki gelişen ilişkilerden rahatsız olmakla” suçluyor. 
Türkiye’de gazeteciler bu tür reaksiyonların hiç de yabancısı değil. AKP iktidarında gazetecilik yapma kararlılık ve azmiyle yaşarken yeterince tecrübe edindik. 
Gerçek bir tartışmanın tüm boyutlarıyla yapılmasını önlemek ve gerçeği gizlemek isteyenler, eleştiri sahiplerini ötekileştirerek ve eleştirinin gayrimeşru bir amacın hizmetinde olduğunu iddia ederek işe başlarlar. 
Dört gazetecinin kovulmasının, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin geçirdiği değişimin zemininde meydana geldiği doğru. Ama meslektaşlarımızın işten çıkarılmaları, medya özgürlüğünün alanını daha da daraltmayı amaçlayan teşebbüslerin bir sonucu olduğu için, öncelikle demokrasi ve özgürlük konularının bağlamında tartışılmayı hak ediyor. Bu tartışmada Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin gelişmesinden rahatsız olmak veya olmamak bağlam dışıdır; ama demokrasiden ve onun ayrılmaz parçası medya özgürlüğünden yana olmak ise gazetecinin durduğu yeri bilmesi bakımından çok gereklidir.   
Sputnik Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Boztepe, gazetecileri abuk sabuk suçlamalarla susturmaya çabalayanların bugüne kadar doğal olarak akıl edemedikleri bir ithamla çıkıyor karşımıza. Boztepe’ye göre tartışmayı köpürtenler, ‘Rusofobik’. Türkiye’de gazeteciler, iktidarın sözcüleri ve medya görevlileri tarafından Amerikan ajanı, İsrail ajanı, oryantalist, Esed’çi ve daha birçok başka şeyci diye suçlanmışlardır ama ilk kez ‘Rusofobik’ (Rusya ve Ruslukla ilgili unsurlardan korkmak ve hoşlanmamak) olmakla itham ediliyorlar. Tabii, ‘Rusofobi’ sözcüğünün popüler siyasi terimler lügatimize girmesi için Rus devlet medyasının Türkiye’ye girmesi gerekiyordu. Rus devlet medyasının Türkiye’ye girmesi için de doldurulması gereken bir enformasyon boşluğunun, karşılanması gereken bir haber talebinin varlığı kolaylaştırıcı olurdu. Otoriter iktidar, üzerine çöktüğü ana akım medyayı yok ederek, medya özgürlüğünü ortadan kaldırarak bu boşluğu yarattı ve tabii ki dolduramadı; için için istemesine rağmen Türkiye’yi dış dünyaya kapatamadı. Otoriter Rusya’nın medyası, Türkiye’deki haber açığını fırsat bilerek ülkeye girdi, inandırıcılık ve itibar inşa etmek için Türkiye’de ana akım medyanın yıkımı sırasında tasfiye edilmiş gazetecileri istihdam etti ve sonra da ‘iş’ öyle gerektirdiği için onları kovdu.  
Rus devlet medyasının Türkiye’deki görevlisi şimdi bu durumu mesele yapan Türk gazetecileri ‘Rusofob’ olmakla suçluyor.
İktidar sahipleri, bu garabet sizin eseriniz.