Krizin temelinde derin güvensizlik var: Amerikan tehdidi, Rusya’dan S-400 aldırdı

26.Tem.2019 diken.com.tr

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasının herhangi bir ekonomik rasyonalitesi yoktur. Savunma ve güvenlik bakımından ise NATO üyesi Türkiye’nin, ittifakın muarızı Rusya’dan bu stratejik silah sistemlerini satın alıp konuşlandırmak yoluyla kaybedeceklerini, kazanacağı kapasiteyle mukayese ettiğimizde, kayıplar hanesi yine ağır basacaktır.
Bu durumlarda S-400’lerin hangi amaçla, hangi tarihsel, psikolojik ve politik etkilerin sonucunda alındığı bir soru olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’nin S-400 alınca ortak üreticisi olduğu F-35 projesinden dışlanacağı, bu uçakları doğrudan tedarik yoluyla dahi envanterine katamayacağı başından beri belliydi ve öyle oldu. Türkiye, uzun pistler için geliştirilmiş konvansiyonel varyant olan F-35A’lardan 100 adet alacaktı. Kısa pistlerden havalanıp dikine iniş yapma özelliğini haiz F-35B’lerden de 16 adet tedarik edilmesi planlanıyordu. Standart uçağın birim fiyatları baz alınarak kabaca hesaplandığında F-35 tedarikinin Türkiye’ye maliyeti 11 milyar 500 milyon ABD Doları civarında olacaktı. Türkiye’den toplam dokuz firmanın parça üretimi marifetiyle projeye dahil olmalarının Türk  savunma sanayine sağlayacağı kazanç da 2039’a kadar 12 milyar dolar seviyesinde tahakkuk edecekti. 
Türkiye S-400 alımı nedeniyle projeden çıkarılmasaydı, başlı başına bir stratejik varlık olan bu beşinci nesil savaş uçaklarının tedarikini neredeyse bedavaya getirmiş olacaktı.
İleride şartlar değişir ve Türkiye’ye F-35 ambargosu kalkarsa Türk firmalarının ortak üretime yeniden katılımı söz konusu olamayacak çünkü bu firmaların dışlanması sonucu doğan üretim açığı yakın zamanda başka ülkeler tarafından kapatılacak. Bu durumda Türkiye F-35 almak isterse yine parasını ödeyecek ama bunun savunma sanayiine hiçbir katkısı olmayacağı için bahse konu tedarik ‘net maliyet’oluşturacak.
Rusya’dan 2 milyar dolara satın alındığı söylenen S-400’lerin F-35 zararı nedeniyle Türkiye’ye şu an için gerçek maliyeti 14 milyar dolardır.
Türkiye’nin S-400 alımı nedeniyle uğrayacağı kayıpların hanesini büyütecek olan bir başka önemli husus da ABD’nin uygulayacağı yaptırımlar. Kaybın etkisi, yaptırımların büyüklüğü nispetinde olacak elbette. ABD Kongresi, Türkiye’nin kısa adı CAATSA olan ‘Amerika’nın hasımlarına yaptırımlarla karşı koyma yasası‘ vasıtasıyla ‘cezalandırılması’nı isterken ABD Başkanı Donald Trump, F-35 yasağının ötesine geçen yaptırımlara karşı.
Trump’ın geçen salı Cumhuriyetçi senatörlerle bir araya geldiği toplantıda Türkiye’yle yaşanan S-400 krizi de ele alındı. Özetle, senatörler Trump’a Türkiye’ye karşı CAATSA’yı çalıştırmasını istediler, Trump da onlara bu fikre olumlu bakmadığını söyleyerek toplantının diğer gündem maddesine geçilmesini istedi. Öncesinde Trump ve senatörlerin Türkiye ile krizi görüşmek için toplandıkları haber verilmişti ama bu konuya kısa bir süre vakfedildi. 
Trump’ın Türkiye’ye karşı ‘havuç’, Kongre’nin ise ‘sopa’ politikası izlemekten yana olduğu biliniyor.
Bu ‘havuç’, Türkiye’nin S-400 zararının tanınacak ticari imtiyazlar yoluyla karşılanması ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin önemli oranlarda artırılması olabilir mi? Öyle ise, Trump bu politikayı Kongre’nin muhalefetine rağmen uygulayabilir mi, bu ‘havuç’Ankara’yı S-400’leri konuşlandırma kararlılığından vazgeçirir mi? Bu soruların cevaplarını almak için aylarca beklemeyiz sanırım.
Önümüzdeki haftalarda değilse bile en erken eylülde cevabı gelecek bir başka soru da Trump ile Kongre arasında Türkiye’ye CAATSA yaptırımlarının tatbik edilmesi açısından bir dengenin oluşup oluşmayacağı. 
Denge oluşursa CAATSA düşük dozda uygulanır; oluşmazsa, Kongre’nin Türkiye’ye karşı ağır yaptırımlar içeren bir paket taslağını yaz tatilinin sonunda gündemine alması ve ardından hızla yasalaştırması yüksek ihtimal olarak değerlendiriliyor. Bu Türkiye için elbette ki çok daha kötüdür.
Trump’ın CAATSA yaptırımlarını öteleme yetkisi var ama Kongre’yi oluşturan Senato ve Temsilciler Meclisi’nden üçte iki çoğunluğun desteğini alarak geçen yasaları veto etme yetkisi yok.
2017’de yasalaşan CAATSA, Senato’dan 2’ye karşı 98, Temsilciler Meclisi’nden de 3’e karşı 419 oyla, Cumhuriyetçi ve Demokrat üyelerin neredeyse tamamının desteğiyle geçmişti. Bu durum göz önüne alındığında, eski Savunma Bakanı Vekili Patrick Shanahan’ın, Ankara’daki muadili Hulusi Akar’a gönderdiği 6 Haziran tarihli ‘ültimatom’da, Kongre’nin yaptırımlar bahsinde güçlü bir kararlılık içinde olduğunu vurgulaması bir anlam kazanıyor. 
Trump sorumluluk üstlenmez ve meydanı Kongre’ye bırakırsa Türkiye, ekonomisini de sarsması muhtemel ağır yaptırımların hedefi olmakla kalmayabilir. Daha fazlası mümkündür; Kongre’deki lobiler bu S-400 krizini Türkiye’yle özel hesaplarını görmek için bir fırsata çevirebilirler. 
Öte yandan Trump Kongre’yle anlaşıp uygulanacak CAATSA yaptırımlarının kendi içinde ‘dengeli ve orantılı’ olmasını sağlar ve bu sayede Türkiye en hafif yaptırım rejimine maruz kalırsa, bundan yine de savunma sanayi kuruluşları ve silahlı kuvvetlerinin olumsuz etkileneceği muhakkaktır.
Türkiye’nin Rusya’dan S-400 almasının muhtemel sonuçlarından bazıları bunlardır. 
Lakin bu durum Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma sistemlerine ihtiyacının bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor. O zaman şu soru akla geliyor: Amerikan Patriot sisteminin tedariki şu veya bu nedenle mümkün olmadıysa, Türkiye S-400 almaya mecbur muydu?
Düşünce Kuruluşu EDAM’ın Başkanı Sinan Ülgen’in 17 Temmuz tarihli Twitter paylaşımlarda da belirttiği gibi, “Bu noktaya gelmek zorunlu değildi. Patriot da tek alternatif değildi. Ortak üretimi konuştuğumuz Fransız-İtalyan Eurosam konsorsiyumundan ilk aşamada hazır alım yapılabilirdi. Üstelik bu sistemler NATO altyapısına entegre olabileceği için hem hava hem füze savunması için kullanılabilirdi. F-35 programında kalırdık. Savunma sanayi firmalarımızın 12 milyar dolarlık üretim portföyü korunurdu. CAATSA yaptırımlarını da konuşmaz olurduk.
Ama böyle olmadı.
Şimdi S-400 alımının ülkemize çıkaracağı gerçek maliyetlerin üstelik sadece bir kısmını konuşuyoruz.
S-400, bir çözüm olmak bakımından, Türkiye’nin halen kurumsal aidiyet ilişkisi içinde olduğu savunma ittifakı ve işbirliğinin mantığı dairesinde akıldışı bir tercih. 
Ama Ankara’daki iktidar, karşı önlem alınması gereken acil ve gerçek tehdidin tam da bu ittifakın içinden, velhasıl ABD’den geldiğini algılıyorsa, işte o zaman bu zarar yazdıran S-400 tedarikinin bir mantık zeminine oturduğu sonucuna varabiliriz. Neticede beka ve güvenlik tesisinin, her türlü ekonomik mülahazanın üzerinde olduğunu kabul etmek gerekir.
Rusya’yla S-400 pazarlığının 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından başlaması bir tesadüf değil. Ankara’daki iktidar, bu darbe girişimine Amerikan devletinin bir biçimde dahli olduğunu tespit etti ve sonrasında buna göre pozisyon aldı. S-400’ler bu bağlamda tezahür eden iki yönlü bir arayışın enstrümanıdır: Hem tehdit algılanan ABD’ye karşı hava savunmasının tesisi için stratejik nitelikte bir güvenlik arayışıdır, hem de ABD’nin muarızı olan güçlü komşu Rusya’dan bu ülkeye karşı bir güvence arayışıdır.
Fetullahçı örgütün darbe girişimine gelene kadar, ABD’nin Soğuk Savaş’ın ardından Ortadoğu’ya yönelik, müttefiklerinin kaygılarını göz ardı eden müdahale ve tasarrufları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ikrah getirmesine neden olmuş, bu kuvvetli tepki, güç kazanan Avrasyacı damarın da etkisiyle S-400 alımında kolaylaştırıcı rol oynamıştır.
Krizin temelinde derin güvensizlik vardır. Bu güvensizlik taraflara daha fazla zarar vermeden izale edilebilir mi? Mesele budur.