•     30 Mayıs 2020

İran kumarı Trump’a seçim kazandırır mı?

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın, 1980’de Beyaz Saray’daki ikinci dönemi için Cumhuriyetçi rakibi Ronald Reagan karşısında girdiği başkanlık seçimlerini kaybetmesinin başlıca nedeni, 1979-81 arasında 444 gün süren ‘İran rehine krizi’ni yönetmekte gösterdiği başarısızlıktı.
Kriz, 4 Kasım 1979’da İran İslam Devrimi taraftarı 3 bin kadar militanın Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ni basarak buradaki personeli rehin almasıyla başladı. 52 rehine bütün girişimlere rağmen serbest bırakılmayınca Başkan Carter bir kurtarma operasyonu düzenlemesi için Amerikan ordusuna talimat verdi.
24 Nisan 1980’de girişilen ‘Kartal Pençesi’ adlı operasyon yüz kızartıcı bir fiyaskoyla son buldu. Amerikan birliği, İran’da indirildiği çöllük bölgeden ileriye gidemedi; teknik arızalar, kum fırtınası buna engel oldu. Operasyon iptal edildi ve bu sırada bir helikopterle nakliye uçağının çarpışması sekiz Amerikan personelinin ölümüne yol açtı. Amerikan askerleri geride sekiz ceset, beş helikopter, silah ve teçhizat bırakarak üslerine dönmek zorunda kaldılar.
Elçilikte rehin tutulan 52 Amerikalı personel, Cezayir aracılığıyla sürdürülen müzakerelerden sonra 20 Ocak 1981’de, Carter karşısında seçimi kazanan Reagan’ın görevi devraldığı gün serbest bırakıldı.
Bakalım 40 yıl önce Carter’a seçim kaybettiren İran, 40 yıl sonra Trump’a seçim kazandıracak mı?
İran Devrim Muhafızları Kudüs Güçleri Komutanı General Kasım Süleymani’nin Trump’ın emriyle Bağdat’ta öldürüldüğü geçen 3 Ocak Cuma günü Diken’de yayımlanan yazımda, Amerikalıların 40 yıl önceki rehin alma eylemini unutmadıklarını, İran’ın 40 yıl sonra bu kez ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırının arkasında görülmesinin depreştirdiği bir intikam duygusunun, Süleymani suikastına yol veren cüreti artırmış olabileceğini belirtmiştim.
ABD Başkanı Donald Trump da 5 Ocak’ta attığı tvitlerde İran’ı tehdit ederken, ‘rehine krizi’nin hala açık olan 40 yıllık hesabını hatırlattı. Trump, İran’ın herhangi bir Amerikalıyı ya da bir Amerikan varlığını vurması halinde, ‘İran ve İran kültürü açısından çok üst düzeyde ve önemli 52 hedefi çok hızlı ve çok sert biçimde vuracaklarını’ ilan etti. Trump tvitinde bu 52 İran hedefinin ‘çok yıllar önce İran tarafından rehin alınan 52 Amerikalıyı temsil ettiğinin’ altını çizdi.
Trump, Kasım Süleymani’yi öldürterek İran’a savaş açmış bulunuyor ama 40 yıl önce 444 gün rehin tutulan 52 Amerikalıya gönderme yaparak 52 İran hedefinin vurulacağından bahsetmesinin askeri olmaktan çok siyasi değeri var. Çünkü 2020 ABD’de başkanlık seçimi yılı ve Trump 40 yıl önce Carter’a kaybettiren bir düşmanı 40 yıl sonra hedef alarak yeniden seçilmek istiyor.
Trump yönetiminin çok yakın geçmişte aldığı bazı kararlara ‘2020 Başkanlık Seçimi’ perspektifinden bakınca manzara bu açıdan netleşiyor. 
Misal, Kasım Süleymani suikastının yasal çerçevesinin oluşturulması… 
ABD’nin yabancı siyasi liderlere karşı suikast eylemlerine girişmesi, eski ABD Başkanı Gerald Ford’un 18 Şubat 1976’da imzaladığı yasa hükmündeki bir başkanlık kararnamesi ile yasaklanmıştı.
Kasım Süleymani de ‘yabancı siyasi lider’ statüsündeydi ve öldürülmesi yasadışı olurdu. Ta ki ABD Dışişleri Bakanlığı 8 Nisan 2019’da İran Devrim Muhafızları ve Kudüs Güçleri’ni ‘yabancı terörist örgüt’ olarak tanımlayana kadar… Bu kararın sonucunda Kudüs Güçleri’nin komutanı Kasım Süleymani’nin ortadan kaldırılması da yasallaştı.
2020’nin kasımında yeniden başkan seçilme amacı, Trump’ın İran’daki rejime karşı takındığı aşırı sert tutumun nedenlerinden elbette ki sadece biri. 
Trump gibi bir sağ popülist politikacı açısından, ülkesinde uluslararası terör ve İslamcı aşırılıkla özdeşleştirilmiş, ‘Şer Ekseni’ teorilerinin konusu edilmiş İran rejimine karşı düşmanca bir siyasayı benimsemek, her türden Amerikan milliyetçisinin ve dinci Hıristiyanın oyunu almaya yardımcı olan bir yol… İran karşıtlığı, Yahudi ve Siyonist Evanjelist seçmeni kazanmanın neredeyse ön koşulu.
İlaveten Trump, askeri ve idari yetkilerini kendi kişisel çıkarları için kullanan, bu amaçla da devleti hısım, akraba ve güvendiği yakın dostlarıyla birlikte yöneten, yabancısı olmadığımız ‘patrimonyal lider’ tipinin Amerika’daki örneği. Ortadoğu ile ilgili herhangi bir referansı bulunmadığı halde ‘Ortadoğu danışmanı’ yaptığı damadı Jared Kushner’i, özellikle Suudi Arabistan’ın güçlü adamı Veliaht Prens Muhammed Bin Salman’la (MBS) iş temaslarında kullanması manidar. Trump familyası ve MBS arasındaki iş görüşmelerinin vazgeçilmez değişim değeri ‘İran karşıtlığı ve İran’la nükleer anlaşmanın bozulması’ değilse başka ne olabilir?
Trump, seçilmeden önce kendisine yatırım yapanlara verdiği sözleri tuttu. Bunların başında da Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımanın yanı sıra İran’la selefi Obama’nın öncülüğünde 2015’te imzalanan ‘nükleer anlaşma’dan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) çekilmek geliyordu. İran’ın nükleer faaliyetlerinin tam denetim altına alınması karşılığında bu ülkeye uygulanan yaptırımların aşamalar halinde kaldırılmasını öngören ‘KOEP’, Obama döneminin en büyük diplomatik başarısıydı. Trump yönetimi ABD’yi 2018’in mayısında bu anlaşmadan tek yanlı olarak çekti ve böylece İran’ın uluslararası ekonomik sisteme ‘meşru oyuncu’ olarak dönmesinin önünü kesti. İran’a karşı izlenen, meşruiyetsizleştirme, yaptırım uygulama ve çevreleme politikasının bir sonraki hamlesi nisan 2019’da geldi; Amerikan mali ambargosu altındaki İran’dan en çok petrol ithal eden beş ülkeye alımlarında ABD Doları kullanabilmeleri için tanınan muafiyetlerin kaldırılacağı ilan edildi. Bu durumda İran’ın petrol ihracatı fiilen duracaktı. İran bu mahvedici ambargoya iyi bildiği bir yoldan cevap verdi; 14 Eylül 2019’da Suudi petrol tesislerine dronlar ve seyir füzeleriyle saldırdı, dünya petrol üretiminin yüzde beşine tekabül eden bir arz kapasitesini tahrip etti.
Bunu Irak’taki Amerikan tesis ve üslerine karşı İran yanlısı milislerin saldırıları izledi; 27 Aralık’ta Kerkük’te sözleşmeli bir Amerikalı personel roket ateşiyle öldürülünce ABD, sorumlu tuttuğu İran yanlısı Kataib Hizbullah milislerinin üslerini bombaladı. Sonrası malum, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’ne saldırı ve nihayet Kasım Süleymani’nin öldürülmesi…
Başlıktaki soru: Bu tehlikeli tırmanış Trump’a seçim kazandırır mı?
İran, Süleymani suikastına Kasım 2020’ye kadar cevap vermezse, neden olmasın? Trump İran’ı ezmiş gibi görünür ve bunu seçim kampanyasında tepe tepe kullanır.
İran misillemede bulunursa, Trump sözünde durup 52 İran hedefini vurmak zorunda kalacak. 
Fevkalade kritik, kırılgan bir dönemden geçiyoruz. 
Trump için de öyle. Neticede Carter’ınkine benzer bir duruma düşmek de kendisi için söz konusu olan ihtimaller arasında.