İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı

21.Haz.2019 diken.com.tr

Tarihi İstanbul seçimine bir hafta kala açıklanan ve açıklanmayan tüm anket sonuçlarını ciddiye aldım. 
İktidarın 23 Haziran seçimini beş puan, altı puan, dokuz puan ya da 11 puan farkla kaybedeceğini ilan eden anketleri neden ciddiye aldım biliyor musunuz? Son bir haftaya panik havasında giren iktidarın muazzam zikzakları, dün kara dediğine bugün ak demesi, müflis tüccar gibi eski defterleri karıştırması ve bunlara ilaveten, seçimi kendi adayının kazanacağını asla söyleyememesi, farklı kaybedeceğini gösteren anket sonuçlarını doğruluyordu da ondan. Hatta, son anda can havliyle sarıldığı şeyin kendisi için gerçekte neyi ifade ettiği bilindiğinden, ‘denize düştüğü’ de belli oluyordu. 
Sadece anket sonuçlarını ciddiye almakla kalmadım, bu öngörüleri herhangi bir seviyede tahakkuk ettireceğine dair seçmene de güvendim. Çünkü seçmenin de muhalefetin çıkardığı bir adaya neticede güvendiği görülüyordu. O aday, seçim gecesinde ve ardından seçimin iktidar tarafından iptal ettirildiği o gün, kendilerini ortada bırakmamıştı. 31 Mart gecesi dokuz kez medyanın karşısına çıkmıştı, 6 Mayıs akşamı da Beylikdüzü’nde binlerce kişi karşısında ceketini, kravatını çıkarmış, gömleğinin kollarını sıvamış ve kendisini göstererek “Umut burada” demişti. Sınamalardan geçmiş Ekrem İmamoğlu bundan ötürüdür ki kendisi ve seçmen arasında, partisini aşan bir köprü kurmuş, bu köprüden geçerek ‘partiler ötesi aday’ kimliğini başarıyla inşa etmiştir. 
İmamoğlu’nun kapsayıcı ve kucaklayıcı kampanyası, en başından itibaren isabetli çizgisinden sapmayarak seçmene güven verdi. Kampanyayı organize edip dilini kurgulayanların, toplumda giderek artan bir ihtiyacı doğru saptayarak, buna gereken cevabı fevkalade etkili bir iletişim diliyle verdiklerini teslim etmek, hakkaniyet icabıdır. 
İhtiyaç da şudur: Barış, dostluk, sevgi, uzlaşma.
Millet kavgadan, kutuplaşmadan bıktı, usanç getirdi.
Halkın çoğunluğu iktidarın nefret saçan, öfkeli ve zehirli diliyle yönetilmek istemiyor artık. Ülkenin yeni hakikati, en basit ifadesiyle budur. Bir ülkeyi sürekli bölerek, halkını birbirine düşman etmeye çalışarak yönetemezsiniz. Hele de insanlar iş ve aş derdine düşmüşken sorunlarına çözüm beklerler, her gün aşağılanmayı ve hakaret işitmeyi değil. 
Tekrar seçim kampanyasının sloganı ‘Her şey çok güzel olacak’, hem bu büyük ihtiyaca duygu seviyesinde cevap veren, hem de sahici, hikayesi olan, organik bir slogan.
Öte yandan, iktidarı devirmek için kullanıldığından siyasallaşmış ve dolayısıyla etkisini yitirmiş ‘yolsuzluk’ kavramının yerine, bütün tek tanrılı dinlerin günah saydığı ‘israf’ kavramının ikame edilmesi de zekiceydi. Halkın parasının nasıl çarçur edildiğine dair verilen örnekler aslında muazzam yolsuzluğu anlatıyordu. Ülkenin acı gerçeği ‘israf’ olarak adlandırılınca insanlar bu kez kulak kabarttı.
İşte anket sonuçlarında görülen fark, muhalefet yönünden böyle oluştu.
Farkı iktidarın aleyhinde açan faktörü tek kelimeyle özetlemek gerekseydi, bu kelime ‘tükenmişlik’ olurdu.
31 Mart öncesinde, ‘illet-zillet-beka‘ kampanyasıyla, halkın gerçek dertlerine hitap etmekten uzak, ezcümle gerçeklerden kopuk bir korku diliyle siyaset yapıldı; etkili olmadı.
Oyuncakmış gibi, İstanbul’da seçim iptal edildi ama seçmenin çoğunluğu iptalin haklılığına ikna edilemedi. 
Erdoğan-Bahçeli ikilisi geri çekildi; iktidar ‘paralel kampanya’yürüttü. Binali Yıldırım eliyle ılımlı ve vaat temelli, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu vasıtasıyla da kutuplaştırıcı… Kafalar iyice karıştı.
‘Pontus kampanyası’ geri tepti, bir ‘Ordu hadisesi’ üzerinden İmamoğlu’na oy geçişi durdurulmak istendi. Mamafih taze araştırmalar İmamoğlu’nun 31 Mart’ta Yıldırım’a oy veren seçmenden oy alacağını gösteriyor.
İktidar o kadar bağlam dışına çıktı ki, Mısır’daki Sisi’ye benzettiği İmamoğlu’nu, fikri mülkiyet hakkı Profesör Dr. Gencer Özcan’a ait olan bir kavramla ifade etmek gerekirse, ‘dışsallaştırdı‘. İktidarın ‘iç meselesi’ olan İmamoğlu, siyasal İslam’ın nefret objesi haline gelmiş bir ‘dış aktör’ ile özdeşleştirilmek yoluyla, Cumhur İttifakı seçmenine bir dış tehditmiş gibi takdim edilmek istendi. 
İktidar son çare olarak, Kürt seçmeni sandıktan uzak tutmak için Öcalan’ı kullanmak istedi. Bu taktiğin Kürt seçmen üzerinde etkili olması şöyle dursun, MHP’li seçmende kuşkular yaratarak iktidarın zarar hanesini büyütmesi muhtemeldir.
Bu biraz, mağlup takım kalecisinin maçın son dakikasında kalesini boşaltarak hücuma katılmasına benziyor. 
İktidarın, yeniden yenilgiyi kabul etmeyerek ülkeyi içine kapatıp tam otoriterlik altına alma niyetlerine dair son günlerde dolaşıma sokulan lakırdılar ise çaresizlik duygusunun vardığı cinnet noktasını işaret ediyor.
Umarım 23 Haziran seçimi ülkede demokratik değişimin hala mümkün olduğu yönünde bir umut yeşertir. Tersi ise herkes için felaket olur.



15.07.2019 Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
26.06.2019 Why Erdogan’s historic Istanbul defeat is irreparable

Son makaleler (10)
15.07.2019 Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
11.07.2019 SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi
04.07.2019 İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili
27.06.2019 Erdoğanizma sisteminin çözülüşü
26.06.2019 Erdoğan tarihi İstanbul yenilgisini neden telafi edemez?
21.06.2019 İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı
19.06.2019 Erdoğan en büyük iki hatasının sonuçlarıyla yüz yüze
18.06.2019 Erdoğan 23 Haziran’ın galibini açıkladı
13.06.2019 Erdoğan’ın seçim kazanma makinesi eskidi ve paslandı
11.06.2019 Yorum – Kadri Gürsel (12): “ABD’nin asıl amacı Türkiye’ye F-35’leri vermemek, S-400 almasını engellemek değil”

Paylaştıklarım
24.09.2018 “Gezi kuşağı” Türkiye’yi neden terk ediyor? Kadri Gürsel ile “beyin göçü” üzerine söyleşi
24.04.2018 SAVUNMA
20.10.2017 Kadri Gürsel ile söyleşi: Türkiye’nin gidişatı
11.09.2017 Bylock’çular aradı diye değil muhalif olduğum için tutukluyum
03.09.2017 Kadri Gürsel: Türkiye adaletsiz yaşayamaz
20.08.2017 Kadri Gürsel'den mesaj var: Ülke bekası tehlikede
27.07.2017 İçerideki babaya mektup... Özgür olmanı dört gözle bekliyorum
25.07.2017 Kadri Gürsel tarihe geçerken - Emre Kongar
24.07.2017 Kadri Gürsel'in savunması: FETÖ'nün adı henüz 'cemaat'ken AKP'yi uyardım
24.07.2017 Kadri Gürsel'in ifadesinin tam metni