Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam

11.May.2018 Cumhuriyet

“Yansıtma ustası” Recep Tayyip Erdoğan, iktidarda eskimişliğin, tükenmişliğin ve bir de tek adam yönetiminin tüm kötü sonuçlarını AKP’nin sırtına yükleyip kendisini temize çekmek için “metal yorgunluğu” kavramını kullandı. Erdoğan, kendi yorgunluğunu örgütüne yansıttı; kötü giden ne varsa ki her şey kötü gidiyordu, işte bütün bunların müsebbibi olarak AKP’deki “metal yorgunluğu”nu gösterdi. Anlatısına göre örgütünde “metal yorgunluğu” vardı; herhalde kendisi iri ve dipdiriydi ama AKP makinesi iyi çalışmıyordu.
Kendisinin durumu bir yana, geçmişte imrenilerek bakılan AKP makinesinden şikâyet etmekte haklı.
İşte, AKP’nin duçar olduğu yapısal ataletin çok basit ama geçerli yoldan ispatı: Google’a girin, “Yeniden şahlanış AK Parti” sözcüklerini yazıp arayın. “Yeniden şahlanış”ın AKP tarafından 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri, 16 Nisan 2017 Referandumu ve nihayet önümüzdeki 24 Haziran baskın seçimleri için tekrarla kullanıldığını göreceksiniz. “Yeniden şahlanış” sloganını üç seçimdir temcit pilavı gibi seçmenin önüne koyan bir parti zaten şaha kalkabilecek halde değildir; tembelleşmiştir, şişmiştir, söyleyecek sözü kalmamıştır, yakın hafızasını yitirmiştir...
Bunun nedenleri üzerinde uzun uzadıya durmaya yerim müsait değil. Dolayısıyla bir cümlede özetleyeceğim: Devletin donuna giren her siyasi hareketi bekleyen sondur bu...
Metal yorgunluğu ise hasara yol açmadan önce tespit edilmelidir. Yoksa dramatik hadiselere neden olur...
Uçaklar düşer, akslar kırılır, iğneler yamulur.
İnsanlarda da öyle. Zihnen ve bedenen bitap düşmüş, sorun çözmek için gücü, söyleyecek sözü, anlatacak hikâyesi kalmamış insanlar hata üstüne hata yapmaya başladıklarında, anlarsınız. Artık çekilmeleri gerekmektedir. Ama ya çekilmeyi kendileri ve çevreleri için imkânsız hale getirmişlerse? İşte o zaman etkileri oranında bir trajediye dönüşürler. Bugün yaşadığımız trajedi ulusal çaptadır. Ve hatta bölgesel.
Türkiye geçen salı, öznesinin özenle gizleyip taraftarlarına yansıtmaya çalıştığı bir metal yorgunluğu vakasının gerçek kaynağını faş eden trajik bir hadiseye tanık oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin geçen salı günkü grup toplantısında yaptığı konuşmanın bir yerinde “Bizi İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na da, AK Parti Genel Başkanlığı’na da, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı’na da milletim getirdi. Onlar ‘Tamam’ derse, kenara çekiliriz” dedi.
Ne ilginç, ne tuhaf bir iletişim faciasıydı bu...
Cumhurbaşkanı Erdoğan koşula bağlı da olsa çekilme ihtimalinden söz ederek kendi büyüsünü kendi diliyle bozmakla kalmadı, muhalefete de “Tamam” diye müthiş bir slogan hediye etti.
Erdoğan “milletim” diyerek kendisine oy veren seçmeni kastetmiş olabilir. Ne önemi var? 24 Haziran’daki parlamento seçimlerinde partisinin rakibi olan ittifakın adı da “Millet İttifakı”. 24 Haziran seçimleri, yol ve köprü projelerinin konuşulacağı seçimler değildir; o yollardan ve köprülerden geçti bu millet. Şimdi milletçe sırat köprüsündeyiz. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin isabetle söylediği gibi bu seçimlerin “çılgın projesi” milleti barıştırmaktır. Millet kavramı AKP iktidarı altında daraltılmış, ortak paydası küçültülmüş, milletin önemli bir kısmı dışlanmış ve ötekileştirilmiştir. Şimdi siyasetin acil görevi ortak payda alanını alabildiğine genişletip, milleti ayağını yere sağlam ve güçlü basar hale getirmektir. Türkiye’nin yaşanabilir bir ülke olarak kalması buna bağlıdır. Bu kez Türkiye’yi demokrasiye, hukuk devletine, bağımsız ve tarafsız yargıya, insan haklarına, anayasal düzene, bağımsız ve özgür medyaya, velhasıl iç barışa ulaştıracak yollara ve köprülere ihtiyacımız var.
Erdoğan’ın hediyesi “Tamam” sloganı bu bakımdan anlamını ve mecrasını buldu. Öyle olmasaydı Cumhuriyet gazetesi çarşamba günü “Tamam, söz milletin” manşetini atmazdı.
“Tamam” buradan yürür, çünkü iktidarın göründüğünün aksine zayıf ve zihnen tükenmiş olduğunu açığa çıkarmıştır; muhalefeti sarıp sarmalamıştır, değişim isteyen kesimlerde, en çok ihtiyaç duyulan anda yeni bir dinamizm, umut ve moral dalgası doğurmuştur; ülkenin geleceğine olan inancı tazelemiştir.
Seçimler sosyal medyada yapılmıyor ama sosyal medyada esen rüzgâr sandığa mutlaka yansıyor.
İyi rüzgârlar, adil, özgür ve güvenli seçim isteyen demokratik güçlere yardımcı da olabilir. Umudumuz tamamdır.