Ankara’nın Fırat’ın doğusunu devralma iddiası neden gerçekçi değil?

15.Oca.2019 al-monitor.com
Read in English

Başkan Donald Trump’ın Suriye’den hemen ve koşulsuz çekileceklerini ilan ettiği 19 Aralık tarihli tweet’i ABD’yi Suriye’nin “topal ördeği” durumuna düşürdü. Suriye’den çekilmenin o tweet’in doğurduğu izlenimin aksine “o kadar da çabuk olmayacağı”, Trump ve maiyetindekiler tarafından akabinde belirtilmiş olsa da şu gerçek değişmiyor: Amerikan askerleri öngörülebilir bir gelecekte Suriye’den ayrılacaklar. Bu durum beraberinde bir soruyu da getiriyor: Amerikan birliklerinin Suriye’de üslendikleri Menbiç ve Fırat’ın doğusundan çekilmesiyle birlikte bu bölgelerde ortaya çıkacak olan boşluk kim ya da kimler tarafından doldurulacak?
Tabii ki önce şu hususu hatırlatmak gerekli: Gerçek bir “boşluk”, Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesinin ötesinde, ancak ABD’nin bu bölgedeki müttefiki Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) sağladığı askeri güvenceleri geri çekmesi halinde doğabilir. ABD’nin “Fırat’ın doğusu” denilen çok geniş alandaki caydırıcılığını hava gücü ve burada üslendirdiği, özel kuvvetler mensubu iki bin asker sayesinde tesis edegeldiğini hatırlatalım. Burada esas olan asker sayısıyla değil, süper güç ABD’nin taahhüdü ile sağlanan bir caydırıcılık.
Amerikan caydırıcılığı son bulursa, omurgasını Kürt YPG’nin teşkil ettiği SDF’nin boşluğu doldurmaya aday güçler karşısında kendi kapasitesine dayanarak caydırıcı olamayacağı da aşikâr. Dolayısıyla, “Boşluğu doldurmaya aday olanlar kimler?” diye sorunca doğallıkla akla gelen güç, öncelikle Rusya’nın ve sonra bir ölçüde İran’ın himayesindeki Suriye rejimi. Çünkü “Fırat’ın doğusu” da nihayetinde Suriye toprağı ve bu ülkede 2011’den beri süren savaşta, müttefikleri sayesinde rejimin üstün geldiği de bir gerçek.
İkinci adayın ise Türkiye olduğu, New York Times’ta 7 Ocak’ta “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan” imzasıyla yayımlanan bir makale sayesinde teyit edildi. Makalenin başlığı “Erdoğan: Trump Suriye konusunda haklıdır. Türkiye bu işi yapabilir” şeklindeydi.
Makalede, ABD’nin Suriye’den çekilirken doğru ortaklarla iş birliği içinde hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor ve Türkiye’nin bu görev için yeterli güce ve kararlılığa sahip yegâne ülke olduğu iddia ediliyordu.
Ankara’nın Trump’a “Fırat’ın doğusu”na ilişkin Erdoğan imzalı “iş önerisi” başlıca şu hususları içermekteydi:
Birincisi, “Suriye toplumunun bütün tarafları”ndan savaşçıların katılımıyla birlikte, “terörist örgütlerle ilişkili unsurları” içermeyen bir “istikrar gücü” oluşturulacaktı. ABD’nin çekilmesini müteakip, YPG ve IŞİD’in kontrolü altındaki bölgeler Türkiye’nin gözetiminde ve tüm toplulukların temsiline imkân verecek şekilde yapılacak seçimlerle, halkın belirleyeceği konseyler tarafından yönetilecekti. Türk yetkililer, belediyecilik, eğitim ve sağlık hizmetlerini sunabilmeleri için yerel konseylere danışmanlık yapacaktı.
Makalenin neredeyse yarısı Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadele taahhüdünün ne kadar da güçlü olduğunun vurgulanmasına ayrılmıştı. ABD nezdinde güven artırmak amacıyla altı çizilen diğer bir husus da “Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle herhangi bir sorununun bulunmadığı”ydı. Ayrıca, Türkiye’nin dostları ve müttefikleriyle iş birliği yapmak ve eylemlerini koordine etmek eğiliminde olduğu belirtiliyordu ki bu da tek taraflı tutum alışlardan kaçınma arzusunun bir beyanıydı.
Ankara’nın Washington’a teklifinin özünü ise başlıca iki hedef tarif ediyordu. Bunlardan ilki, PKK’nın uzantısı olduğu için Ankara tarafından “terörist” olarak nitelenen ve fakat ABD’nin Suriye’deki en önemli müttefiki konumundaki YPG’nin tasfiyesiydi. İkinci hedef de Suriye’de “Fırat’ın doğusu” olarak adlandırılan bölgenin tamamı üzerinde Türkiye nüfuzunun tesis edilmesiydi. “Fırat’ın doğusu”nun yüzölçümünün 51 bin kilometrekare olduğunu ve bunun Suriye topraklarının yüzde 27,3’üne tekabül ettiğini hatırlatalım. Türkiye’nin vekil Özgür Suriye Ordusu unsurları aracılığıyla denetlediği Afrin ve El Bab bölgesini de eklediğimizde, tasarlanan nüfuz alanı Suriye topraklarının üçte birine ulaşıyor.
Suriye’de iç savaşın patlak verdiği 2011’den itibaren Esad rejimini devirmeyi temel alan aktif bir politika izleyen Ankara’nın, 2015’teki Rus müdahalesi nedeniyle bunu başaramadığı malum. Açıkça ilan etmese de Ankara, Esad rejiminin ordusunu Türkiye’nin Suriye sınırlarından uzakta tutmak istiyor. Erdoğan imzasıyla yayımlanan makale ise bu “tampon bölge” arayışının çok ötesine geçen iddialı bir “nüfuz alanı” önerisini içeriyor.
ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’yi “Suriye’deki Kürtlere saldırdığı takdirde ekonomik bakımdan mahvetmekle” tehdit ederek sansasyona yol açtığı 14 Ocak tarihli iki tweet’te, Ankara’nın sınır boyunca Suriye toprakları içinde 30 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmasına yeşil ışık yaktığı dikkatlerden kaçmamalı. Trump’ın “Kürtler” diye bahsettiği ABD müttefiki YPG-PKK’yı korumak için Türkiye’ye karşı askeri güç kullanma tehdidinde bulunmadığını da ayrıca not etmek gerekiyor.
ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın arasında 8 Ocak’ta Ankara’da yapılan görüşmelerde ise sınırda tampon bölge oluşturulmasının çok ötesine geçen Türk planı çerçevesinde elle tutulur bir ilerleme sağlanamamış olmalı ki ne ortak bir basın toplantısı düzenlendi ne de Bolton daha sonra Erdoğan ile görüşebildi.
Bolton’un Ankara’da karşılaştığı soğuk muamelede kuşkusuz 6 Ocak’ta Tel Aviv’de konuşurken ABD güçlerinin Suriye’den çekilmesi için sağlanması gereken koşullar arasında bu ülkede birlikte savaştıkları “Kürtlerin” hızlı bir çekilme neticesinde “tehlikeye atılmamalarını” da saymış olmasının payı vardı. Bolton’un da Trump gibi “Kürtler”den kastı Ankara’nın terörist olarak sınıflandırdığı PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG idi.
Erdoğan, “Bolton yanlış yapmıştır. (...) Suriye’deki terör koridoru içinde yer alanlar gereken dersi alacaklardır. Bizim için YPG, PKK, DEAŞ (IŞİD) arasında en ufak bir fark yoktur. Münbiç’te uzun süre ABD tarafından oyalandık, hala oyalanıyoruz” dedi. Ardından “askeri harekât için hazırlıkların tamamlandığını” açıklayan Erdoğan, “YPG için de adım atmaya kararlı olduklarını ve çok yakında Suriye topraklarındaki terör gruplarını etkisiz hale getirmek için harekete geçeceklerini” ilan etti.
Erdoğan’ın bu sözleri, dediği gibi çok yakında kuvveden fiile geçerse Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir kriz durumu daha doğacak demektir, çünkü Bolton’un “Kürtler” hakkında söyledikleri kendi kişisel görüşleri değil. Benzer sözler ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından 9 Ocak’ta ziyaret ettiği Irak’ın başkenti Bağdat’ta da dile getirildi. Pompeo, Erdoğan’ın YPG’ye karşı harekât başlatılacağına dair ifadelerinin ABD’nin Suriye’den çekilmesini etkileyip etkilemeyeceğine dair bir soruya “Hayır” diye cevap verdi ve şöyle devam etti: “Bizimle birlikte savaşan bu insanların (YPG’yi kastediyor) koruma altında olduklarından emin olunması için yapabileceğimiz her şeyi yapmamız önemlidir ve Erdoğan taahhütlerde bulunmuştur, bunu anlamaktadır”.
Bakınız, Erdoğan’ın Bolton’a kızıp YPG’ye harekâtı işaret etmesinden bir gün sonra Pompeo, “Erdoğan’ın kendilerine aksi yönde taahhütlerde bulunduğunu” açıklıyor…
Sadece şu polemik bile iki ülke arasında yakın zamanda Ankara’ya Fırat’ın doğusunda kapsamlı rol veren bir anlaşmaya varılmasını beklemenin gerçekçi olmayacağını anlatmaktadır.
İlk engel, iki ülke arasında son yıllarda yeni boyutlar kazanarak derinleşen güven bunalımı. ABD’nin YPG’ye desteği ve Ankara’nın IŞİD’e karşı savaşmakta ABD’ye göre çok geç kalmış olması bu güvensizliğin Suriye’deki tezahürünü oluşturuyor. Fırat’ın doğusuyla ilgili taahhütlerin samimi ve sahici olduğuna tarafların inanmasını sağlayacak güven artırıcı adımlar karşılıklı olarak atılmadan, Türkiye’nin kapsamlı bir planı ABD’yle anlaşarak uygulamaya koyması zor görünüyor.
Ayrıca, Türkiye’nin ABD’nin hava desteği başta olmak üzere askeri taahhütleri olmadan Fırat’ın doğusunda Rusya’ya rağmen boşluk doldurmak için harekete geçmesi de bir o kadar zor. New York Times’ta Erdoğan imzasıyla yayımlanan makalede sunulan plan, Türkiye’nin askeri, idari ve mali kapasitelerini zorlayacak kadar büyük ve iddialı.
Hâl böyle iken Ankara, ülkedeki 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri öncesinde, ülkedeki ekonomik darboğaz nedeniyle iktidardan uzaklaşma temayülü içine giren bir kısım seçmeni milliyetçi bir gündem yaratarak geri kazanmak için Fırat’ın doğusunda tek taraflı bir kapsamlı harekât başlatırsa bu kez sahadaki akla gelen hemen bütün aktörlerle çatışma riskini de almak zorunda kalacaktır. Bu arada, Ankara’nın yerel seçimlerden sonra ekonomiyi kurtarmak için IMF’yle müzakereye başlamak gibi bir planı varsa, ABD’yle ilişkilerin Suriye nedeniyle daha da kötüleşmesinin bu amaca hiç de yardımcı olmayacağı malumdur.
Varsayalım ki Türkiye ve ABD arasındaki sorunlar halloldu ve Fırat’ın doğusu ABD tarafından Türkiye’ye devredildi... Suriye’de omurgasını “Astana süreci”nin teşkil ettiği Rusya ile ilişkilerin akıbeti ne olacak? “Astana Süreci”, Rusya açısından Türkiye’yi Suriye’de angaje ederek ABD’den uzakta tutmanın vasıtasıydı. Şimdi Türkiye, Fırat’ın doğusunu ABD’yle anlaşarak sahiplenir ve bu bölgede rejimin hükümranlık haklarını inkâr ederse Suriye’nin batısında, mesela İdlib’de Rusya ile anlaşarak elde ettiği kazanımları kaybetme riski ile karşı karşıya gelmez mi? Ayrıca, “Fırat’ın doğusu” olarak tarif edilen bölgenin güneyindeki petrol yataklarının da Türkiye’nin nüfuzuna bırakılması, Şam rejimi ve onun bekâsını önde tutan Rusya tarafından kolayca kabullenilecek midir?
Bunların gerçekçi sorular olması nispetinde Ankara’nın önerdiği plan gerçekçi olmaktan uzaklaşıyor.




15.01.2019 Ankara's east-Euphrates vision more dream than plan
15.01.2019 Ankara’nın Fırat’ın doğusunu devralma iddiası neden gerçekçi değil?

Son makaleler (10)
15.01.2019 Ankara’nın Fırat’ın doğusunu devralma iddiası neden gerçekçi değil?
28.12.2018 2019: Büyük Belirsizlikler, Cevabı Zor Sorular
24.12.2018 “Yerel Seçimler” Neden Yerel Değildir?
20.12.2018 Erdoğan’ın 'ikinci Gezi' kaygısı ne kadar sahici?
08.12.2018 Çin, Türkiye’yi ucuza mı kapatacak?
27.11.2018 Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?
09.11.2018 Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye
05.11.2018 Osman Kavala’nın bir yıldır süren esrarengiz hapisliği
25.10.2018 'Kanal İstanbul' ekonomik kriz yüzünden rafa mı kalktı?
25.10.2018 Her Şey Dağılır, Merkez Tutamaz Bahçeli’yi

Paylaştıklarım
24.09.2018 “Gezi kuşağı” Türkiye’yi neden terk ediyor? Kadri Gürsel ile “beyin göçü” üzerine söyleşi
24.04.2018 SAVUNMA
20.10.2017 Kadri Gürsel ile söyleşi: Türkiye’nin gidişatı
11.09.2017 Bylock’çular aradı diye değil muhalif olduğum için tutukluyum
03.09.2017 Kadri Gürsel: Türkiye adaletsiz yaşayamaz
20.08.2017 Kadri Gürsel'den mesaj var: Ülke bekası tehlikede
27.07.2017 İçerideki babaya mektup... Özgür olmanı dört gözle bekliyorum
25.07.2017 Kadri Gürsel tarihe geçerken - Emre Kongar
24.07.2017 Kadri Gürsel'in savunması: FETÖ'nün adı henüz 'cemaat'ken AKP'yi uyardım
24.07.2017 Kadri Gürsel'in ifadesinin tam metni